| z/uyku |
suskunluğun yoğunlaşıp yerime geçmesini umdum...Ehl-i: icindeki nedensiz katliamI tiye alan yIlan
durduğum anlar ... yürürken ve konuşurken..gülerken ve ağlarken.. severken ve nefret ederken.. hep bir parçasıyım hayatın...bir yanı.. tek yüzü bütün yüzlerimin kırıntısı olarak onun kıyısındaki çok sade canlılık kıpırtısı... hala hareket edebilirken ona teslim olmuş ona koşan onu isteyen onu yitirmekten korkan.. yaşama güdüsüyle tıka basa fethedilmiş benliğimde kıpırtılar sesler sözler hepsi bir ölüm kalım savaşının karnavalsı yüzündeki komik dalgalanmalar daha sezilmeden kaybolan. sonra coğaldığında hayat ve silktiğinde beni kendinden ben parmaklarımı bir aslan direnciyle bağrına gömdüğümde tutunabilmek için.. ayaklarım boşlukta..düşmeye bunca yakın hala en rahatsız haliyle bile ona razı...yalvarmaya hazır hatta yalvaran halimle... o yaşlanmış belki..belki çirkinleşmiş..hala şatafatlı günlerinin nazıyla beni ezerken.. yani ben yürürken konuşurken hala anlatmak isterken koparken kendimden beni yadsıyan hayatlara... sözler sesleri taşıyamazken... cümleler ağzımda boğulurken... anlatılacaklarla anlattıklarımın arası garip bir önsezinin uğursuz kasveti yüzünden açılırken. en sonunda en anlatmayacağım şeyin sesine dönüşürken yani yemek yerken...yeniden acıkacağımı bilerek.. tadları en sade haliyle farketmek için onları birbirinden ayırtedebilmek için delice bir savaşı yemek yemek yerine geçirirken...ve sonra ağzımda tutarken ısrarla lokmaları,tadların geçiciliğine direnirken...annem yemekle oyalandığım için endişelenirken..en sonunda sıvılar ve salatalıktan başka her tattan kuşkulanmaya başlarken... yani severken ...neyi sevdiğimi anlayamayacak kadar sevdiğim şeyleri parçalayarak aralarına kendimi eklemeye sevdiğimi yok etmeye çalışırken çünkü parçalanmışken çünkü fiili nesnesini tüketmiş bir cümlenin gölgesinde boğulurken..nefret ederken ...rahatlamışken zihnim..artık en azından bir ruhun neresinde olduğunu bilirken ruhumun ... ben bir kediyi okşarken..ve onun öleceğini düşünürken..bir kedinin bir ölüm için bir insandan daha fazla ustalaşabileceğini farkedip gene de kücücük cigerlerinin havasızlıkla boğuşurken kendini anlamakta çekeceği zorluk karşısında yılarken ve bütün kaplanlar ceylan yemek zorundayken... yani ben annemin yaşlanmasını seyrederken ve gülümsemesini ezberlemeye çalışırken ve sesini ertesi gün tekrar duyarsam bunun tarihsel olacağını bilemezken.. ölmüş biri için bir masaya tabak getiren insanların şaşkınlığını hatırlarken oysa... ben bir dostu incitirken incinirken incitmişliğimden dönemezken ..gel diyemezken...ellerimi yüzüme gömerken.. boşlukta giderek eğrilen gözlerim için imkansızlaşan ellerime bakmaya çalışırken... yani ben yaşarken... anlatamazken... sonra yaşamın ortasına ondan güçlü bir ışık düştüğünde. biri gittiğinde öldüğünde ya da ben öldüğümde ölecek gibi olduğumda ya da şehri bir deprem bilinmez bir yangın yerle bir edip yüzleri benim için tanımsızlaştırdığında zaman yelkovanından şaştığında... hiç bir kelime hiç bir anlama denk düşmediğinde nefesimi kesen bir hareketsizlik susmanın saltanatını bütün uzuvlarıma yaydığında dilim ağzımın boşluğunda demirden bir cesete döndüğünde sadece bilinçte yanan amorf ışıklar aracılığıyla yaşamı sezdiğimde ama neresinde olduğumu bilemediğimde... aslında orada olamadığım hareketlerin ötesinde bütün benliğimle bir suskunluğa gömüldüğümde... bir dudak büküş...bakıştaki bir gevşeme ...bir iç çekiş kadar olduğunda hayat... ilk kez anlatabildiğimde.. sonra hayat tutuklandığı hücreden üstüme hücum ettiğinde gene cümleler uzadığında anlamlar şatafatlı bir gösteride satılmaya başladığında yürümek eklemlerimin ihanetine direndiğinde... susmanın geri dönüp yerimi almasını umdum...yumdum...gözlerimi ve sesimi.. 05:04 - Salı, Mart 27, 2007 - heceye nefes'kapısı
|
![]() fotograf:nilgün kara
![]() toplam ~ 465sayfa.... dizayn:buZ öteBüyüLer .......... logo.tüy: ![]() radyo logo.su: |


