| z/uyku |
çıban*Ehl-i: z_uyku
ehl-i keyfim ben! ![]() vincent cassel ışık soğuk bir yumruğa dönüşür kalbinde. uyanışın parlaklığı bir darağacı gibi karşısına kurulduğunda.... .......................................gözkapaklarını diker buz- uyanmamak! ......................................................................................... yeredökülmüş gülümsemesini özenle kaziyor topraktan...ve kirden... öyle çok bulmaca çözmek gerekir ki kirli sarı sabahlar geç başlasın diye; doğru parçaları yerleştirebiliyor hep. gerçek bir gülümseme kadar gösterişli.... ve en az onların ki kadar -cilalanmış. bu kötü bir bilgi...saklamalı..fotoğraflara bakamaz yoksa kimse. .....bir o geldiğinde kalbinde filizleniyor gülümseyiş.ama kelebeklerini hep avlıyor yağmur! ne tuhaf hep gelmesi gereken vakti biliyor oysa roze hiç bilmez zamanı... sadece anlar.. aklındaki çıban....herkesin şaşırması gereken yerde onu uyandırıyor! okuldayken hayal kurmak için arka bahçeye kaçıp tek başına oturan - ve ağaçlara bakan ve başı genelde gökte martılarda ve sonra hızla merdivenleri çıkan en üst katta denizi en iyi gören pencereye koşan burnunu cama dayan... sonra geldiginiz sonra konuştuğunuz sonra sıkıldığını görüp korktugunuz sonra evet gittiğinizde derin bir oh çeken ...hayal kurmak için filmlerin bile sonunu bekleyemeyen...hiç bir dersini dinleyememiş..düşlere daldığı için caddenin ortasında defalarca kalakalan...sonra oyunları kazanamayan hep düşleri onu çağırdığı için..yemek yemekten sürekli sıkılan -kaçan,sofra tutkunuzu anlamayan...sonra defalarca aradığınızda yok olan..oysa gerçekten yok olan....neyi sevdigini asla bilemediğiniz..sürekli değişen..kendini de yoran..sonra gelemeyen..gelemeyecek olan..sonra sınıftaki en tuhaf bakışlı ögrenciniz..o çalışkan talebelerinizin yapamadığı soruları yapan ama asla yüksek not almayacak olan sordugunuz hiç bir soruya yanıt vermeyen tahtaya kaldırdıgınızda hissettiği ürperti yüzünden dokunmaktan korktugunuz annesine gözlerimize bakmıyor diye şikayet ettiğiniz siz bilmem ne denkleminden bahsederken utanmadan uluorta yayıldığı sırada hem de kocaman defterlere resim yapan...sonra cok garip düşlerinden uyandırmaya çekindiginiz..saçlarına kızamadığınız..garip bir şekilde sevdiğiniz..nereden buldugunu anlamadığınız cümleleri size söyleyen o küçük şeytani velet..hani beş yaşındaydı..köprüye ulaşmaya çalışıyordu.size dönmüş ve herkesin kalbinde hitler.benzemeyenleri hep öldürüyorsunuz.yerin altına kaçtı bütün farklılar.bu yüzden etraftaki herkes aynı diyen.çizgi filmler kadar operayı da seven..yaratıksı yalnız çocuk..tuhaf ses tınısıyla bir gün birden şarkı söylemeye başlayan sonra susan hep susan...sonra birden resim yapmasi gereken..bir kac ay içinde durmaksizin dünyayı kurtarıyormuşçasına tam bin adet resmi tamamlayıp...ve bir daha resme dönmeyen...kopan çizik.. herşeyi olabilecegine inandığınız hatta pasta bile yapabilen ama mutfağa babası için bir tek giren ve hiç bir şey olmamakta ısrar eden insansı kimlik.bebekleriyle oynamayan...hikayeler yazmayi seven.çocuklar oynarken hayalindeki sahnelerde ölüme dair hikayeler canlandırıp sonra da hüzünlenip ağlayan....sonra o aşık oldugunuz defalarca aşık olduğunuz ölesiye varlığını istediğiniz nedenini ama anlayamadığınız sonra varlığından korktuğunuz sonra güvensiz bir cocuk oldugunu farkettiğiniz ne kadar uğraşsanız da laf dinletemediğiniz hep kırılan durmadan kırılan size asla inanmayan ve hep dilsiz gelen..ölmesinden korkup erkenden boğduğunuz ...o size aşık ama o kadar uzak kızınız .ya çok sevdiğiniz ya çok nefret ettiğiniz ama illa ki kanatlarına sert dokunduğunuz..kelimelerini sizin istediğiniz gibi dizemeyen..belki aptalca bir hatasına denk geldiğiniz yabancınız hem de birlikte güldüğünüz...yürürken gözleri hep birşeylere dalan nereye baktığını merak ettiğiniz bakıp göremediğiniz ...şaşkınca kaybolan sonra size yolu soran tarifi gene de anlamayan ancak kendince yolu geri bulabilen.....ya da sokak ortasında çömelmiş karınca yuvasını seyreden tuhaflık..birden gölgesine rastlayıp zıplayan ödlek fare..yağmur sonrası yere düşen böcekleri toplayan..size bazen sıcacık selam veren bazen görmeyen bazen seslendiğinizde dönen ama sizi bir türlü hatırlayamayan komşunuz..siz uyurken şehrin hırsızlarını kibarca onları incitmeden kırmadan kovalayan..düş kapanı zihninde kayıp kayıp kayıp..bazen aranızda onlar yok burda değilim diye mırıldanmak zorunda kalan...çogu zaman nedense kızamadığınız..evet iyi davrandınız ona sevebilirdi sizi.....mümkün olsaydı gelmek kalmak yanınızda olmak..belki...sonra hastalığını tarif edişine bir türlü alışamadığınız hastanız...bir buluttan trenden bahseden ağrıyan yeri bir türlü size gösteremeyen ve hep çarçabuk iyileşen ....size kızdığı için çünkü asla memnun edemediğiniz için oysa suç sizde değil...işte bu yüzden artık saçlarını kendi kesen müşteriniz...sonra kucagında kedisiyle gördüğünüz..sonra kedisi giden..sonra kedisini size anlatan hep anlatan çok anlatan..artık kedisini bir yakınınız gibi sevmek zorunda kaldığınız ..işte o çocuk o yetişkin o sessizlik. cümlelerime baksana.hepsi delik deşik. lastik gibi.ve eğrilmiş.ve aşınmış.ve salya ve toz içinde. ben.dişlerim.ve tükürükle. bütün kelimelerimi değiştirdim. hamur çatlakları sıvamak için.bu garip bulamaç. gene de yağmuru geçirir. ve seyredebilirim kelebek ölümlerini.o yüzden hep kemikleri elin ağrıyacak.romatizma.romantik bir sızlanma. buz çizdi. yosunlu bir dilek. dilemeden bıraktı. soğuk bir sestir ışık! . . . roze bir hayal ürünüdür. ya da; kendini hayalinden üretmiştir buz roze'yi hiç tanımaz. quixotic; 1. s. donkişotça, donkişotvari. Don Kisot gibi idealist ve hayalci. s. donkişotça, donkişotvari. don kişot gibi, hayalperest, umutsuzca idealist. 2. saçma şekilde romantik, otvari, quixotismdon- kişotluk, romanesk, quixoticallydonkişotçasına. 3. don kişot gibi idealist ve hayalci. don kisot gibi idealist ve hayalci. 4. donkişotvari. aşırı romantik ve şövalyece. sesli sözlük oysa ben buz'u tanımam. 03:01 - Salı, Ekim 9, 2007 - heceye nefes'kapısı
|
![]() fotograf:nilgün kara
![]() toplam ~ 465sayfa.... dizayn:buZ öteBüyüLer .......... logo.tüy: ![]() radyo logo.su: |


