kadavra odasında fişlenmiş harf yığınlarından
en kesilmeye hazır olanı seçmektir konuşmak dedikleri.
bu kelimeler sırtlarını kumdan evlere dayarlar gene de bütün hayat aksamadan akıp gider.
kahramanlar asil ödüllere gözlerini dikmiş tamahkarlar olabilir.
oysa hergün yagmurun altında eriyip giden yüzler içinde
çok basit bağlardan izole edip kendini bütün bu kumdan evlerin izlerini yüzünden silenler vardır.
kahramanların tersine yürürler ...ödülleri yoktur.
kayıtsızlık denizinde boğulmaktan hep sonda kurtulurlar.
gözler bileklerine kadar uzanan bir linçte onları hep bu tuhaf ortak havuza çekmek ister.
biri bir gün diğerine her gün kullandığı çok basit bir kelimenin anlamını sorarak onu öldürebilir!
çünkü diğeri herkes gibi hergün bildik hayatın bildik motifi altında kendini tanımı gereksiz ama kabul gören boşluklarla işlemiş...kendiyle hayat arasına sert bir küslük sokmuştur.
lynch gibi beckett de insanın parçalanmış zihninden sızan kopuk hayatlar trajedisinin farkında bir benliktir.
ve öykülerin esas yüzlerinde kahramanların isimlerinin hızla silindiğinin,olay akışının olağan kurallarının işlerliğini kaybettiğinin...farkındadır.
bir çöp yığınıymışçasına simgelerin üstüste yığılıp insanın içinde yeni ama çoğunlukla çıkışına yakın sönen hayatlar yarattığını..bu garip parçaların ele gelir yanlarından ortalama bir kimlikle kişinin yaşadığını....
gerçeği yansıtmanın biricik yolunun onun aksilik dolu öz halini kullanmak olduğunu...kahramanı doğan-büyüyen-aşık olan vs vs ve sonunda ölen hikayelerin uydurma bir umuttan öteye gitmediğini...
benliklerin birbirinde eriyip çarpıldığını
bilir.
watt hayatlar arasında kendi hayatına rastlayamaz.
sonra watt hayatlar arasında kimsenin hayatına rastlayamaz.bu yüzden watt bir hayata sahip olur...ama hayatını kullanılır kılmayacak bir dünyada.
07:05 - Çarşamba, Aralık 26, 2007 - {2} -
nasıl anlatsam..sizin de bir pierrotunuz vardır eminim
siz onu her kendisine bıraktığınızda porselen cildi çatlardı.
dalgınlığında yol üstüne kapanırken;dantelli -pek sevilsin diye işlenmiş şimdi yürüyüşünü kesen yoran yakasını ,gölgesinden seçilemeyen ve çirkin çerçevesi yüzünden de sevilmeyen bir gemi fotoğrafının buğusu tutuştururdu.
...onun yüzü gibi bir fincandan içtiğiniz çaydaki şeker kanınıza uyuşturan perileri yayarken pierrotunuz eve dönmenin kasvetinde binlerce kelimelik bir suskunluğa dağılırdı.
sizin çayınıza dökülen kırgınlığınız ve sonra halıya yayılan ev sahibinin öfkeli zaferi...kalbiniz şimdi bir kuş...annesinin önünde titreyen sesiyle nedenlerini anlatmaya çalışan ama sesi havanın ağırlığında ne kadar önemsiz olduğunu alnına yapıştırmak için tokat gibi hırçınlaşan küçük bir çocuk.
pierrot evden çıkar..pierrot gözünden kristal yaşlar toplar..pierrot..size gözyaşından bir yatak hazırlar...misafirlik bittiğinde unutur kalp hatırladığını-gülümseyişi hala karasızdır ve enselendiğinde titrer..
pierrot yağmur gibi göğsünüze yağarak ölür.ken...yeniden büyürsünüz kendinize.
kötü demek..
güzel demek gibidir..aynı kolaylıkla,harflerin üstüne basar ruhunuz...
ama yayılan müzik birinin boynunu keser...

klaus nomi.
bedeni ölümünden önce çürüyen..cesedini izlerken pierrotlar için şarkı yazan adam...
kalbimi kırıyor varlığı...
ağrının kristalleri boğazına yapışmıştır..
keskin soğuğa dağılmak zorunda kalırsın...
...yaşamın hücum ettiğin her yanı hastalık olarak tenine
dönerken...sen birileri için eşşiz bir şarkısındır...
...kendi ağrısını dindiren...
içindeki delirtici telaş yüzünden soğumuş bir gülümseme.
04:19 - Cumartesi, Kasım 10, 2007 - {yok} -
buruk bir ses tonu...
küskün ..ama küstüğünü de yadırgamayan..
kayıp günler vardır..
kimse seni bulamaz...hatta arayamaz bile.
kesin bir sessizlikle dolusundur.
pencereden görebildiğin kadardır dünya.
karşı duvardaki çatlak ağrı dağı kadar heybetli ve önemlidir.
bu kayboluşta dinginlik yoktur ama..
doğru şarkıyı bulursan;
şehir içine akar..
sen daracık sokağından dünyaya yağarsın.
nazan öncel şarkıları...
böyle günler için yazılmış gibi..
çünkü yaşıyor..bir kadın..aşkları hastalıkları
zaafları olan...kırılgan ama hırçın..
duyarlı ...bu tarz bir kadın olmak bu dünya için yenilgisi tazelenen bir savaştır..
. alaycı bir gülümsemenin eşlik ettiği filozofça derinliği...
düşüşlerindeki vurdumduymaz nezaketi...
onu seviyorum...
her bir hikayesini en kıytırık olanını bile
bir roman şatafatıyla yaşadığı için...
basit kelimelerle kurulmuş cümlelerin
anlam olarak devrim yaratması.
bende bir resmin var yüzüme bakmıyor (kara tren )
herkes düşer..
düşmelidir...
yaşamı olduğu gibi sezmeyen sevmeyen herkes
düşmek ...parçalarının tadını almak zorundadır...
bu ülkenin dilinde çok fazla böyle şarkı yok
düşmenin filozofu olmak bilgeliğin en hoş halidir oysa
sadece aşk şarkıları değil..
dünyayı anlama çabası..
sade...kaotik..sade...kaotik...
tam dokunmak için...ruhun gözlerini kullanmak gerek ..
onun kasırgaları karşısındaki dinginliği...panik anlarda beni sakinleştiriyor..
hani o anlar ki...boşlukla aranda seni tutan tek şey
sadece ;
silik ,sana özel ama şu an için donmuş bu yüzden seslenmekte yetersiz bir isimdir..
nazan öncel
06:34 - Salı, Nisan 3, 2007 - {2} -