| z/uyku |
.kedisevme ihtiyacini karsilamayan kalpleri kendilerinin - suratsiz kedileri seviyorum ben ! tek gözünün ışığını hırçınlığında yitirmiş kalan gözünün loş ışığında hala asi kedileri. - Çarşamba, Kasım 21, 2007 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıKedi; Siyahı Üşümezsiyah kedi bilinen tek yoldaşlardır.. Kedi fotoğrafı çekmek kişinin başına bir bela açmasıdır.Çünkü tek başına kedi fazlasıyla güzeldir.Ondaki güzelliğin gözden kaçabilenini,ötesini sanatsal bir doyum adına yeniden keşfetmek için kamerayla çok incelmiş bir zevk aracılığında ve de kedilerin estetiksel örtüsünü aralayarak sanatsal kavrayışı ekleyebilmek gerekir hazır olanın izin verdiği boşluklara. En ahmakça yapılan hata kediyi fotoğrafta yenilemek adına saçma sapan hatta salakça süslemektir. Kedi salaklığın yakıştığı bir canlı türü değildir.Zariftir,güzeldir,yoğundur,uzaktır.Sırlıdır..fazlasıyla soruludur. Uzağa ,hatları asla sezilmeyen ancak bir kedinin gizli adımlarını öğrenerek gidilebilecek bir kente çağırır. Kedi seven kişiler bu yeni yerlerin diline tanıklık ederler,onları kediye tutkulu bir bakışa yönlendiren sadece kedinin tensel güzelliğinin derinliği değil uzamların başdöndürdüğü kedisel bir hayatın asla yeterince okunamayarak kişiyi daha derinine çeken hazzıdır. Sokağınızda,tıkış tıkış doldurduğunuz dünyasal hayatınızda gizli hayatları hem de gayet uyumlu organik bir ahenk içinde sürdüren kediler aranızdan birilerini avlarken o birileri de pür dikkat göz kesilerek bu sır hayatın estetiksel bilgilerle de dolu anlarını yakalamaya avcı kesilir. Kedi seven kişi giderek hafızasında bir fotoğraf makinesinin ezberleyici çevikliğini ve yaşamasal kareleri depolayıcı keskinliğini edinir. Ancak bundan sonra fotoğraf sanatçısı olarak kedi fotoğrafları çeken kişi saçmalamak dışında ve kendi isimini de yadsımadan içerecek ve plastik bir kavrayışın iç sıkan tadını vermeyen çalışmaları gerçekleştirebilir. Siyah kedi bütün evrenin kapıları içinde en gizemli anahtardır insanın kendi içine açılan... İnanmadın mı? son uçan kuşu havada yakalamak istersin..kanatları tutulamazlığın ateşiyle avuçlarını kavururken zamana uzayarak anları derinleştirmesi için yalvarırsın oysa bilirsin genişleyerek senle boy ölçüşecek olan tek şey boşlukla buluştuğunda avuçlarında açılan yaranın kötü ürperten anısıdır. siyah kedi gölgesini, kapılarını karanlık gözlü akşamların yılansı zihniyle örtüğü kareden çekerken ,doğacak güneşin aydınlatacağı tek şey kalmıştırr geriye. cinayetler terkedildikleri yerde sabırsızlığın kışıkırtmasıyla artarak bekler...ustalıkla büken elleri yeniden giyinmenin, yeniden eğrilerek belleğe acı su toplamanın vakti gelir. "gülümse ki fotoğrafın karanlık çıksın!" (aşağıdaki kedi bir ingiliz ilaç firmasının deney?! kedisi) Makine insan ruhunu emerek anların şiirsel analizini sunduğu köre kuyu gözüyle bu facianın ne kadarını çözer ,mesele budur. Mercekten sadece sanatçının seçtiği ışıklar geçebilmeli. - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {7} - heceye nefes'kapısıkar tutan ışık....Aris'e.. s'e s'e ise ölüm kanat gibi gözlerini çekerken benden Virüs,Suda Dağılmış Çiçek Resmi Buz tuğlalı bir koridorda tutulan günlerin arasından geçen kedi...Bulanık dalgaların koynunda aklı paralayan günlerin yolsıcağı kara kedi.Kış bitimi ani vurgunlarla eğik düşen günlerin çiçek suratlı, gül patili kedisi..Dinle.Son kez gibi dinle... Bir orman kurulmuştu tam da yola çıkılacak yere.Kaybettirici ve hırçın koyu kızıl bir orman,tıpkı kan rengi.Sıkı sıkı kenetlenmiş ölü ağaçların gövdesinden yolcunun böğrüne geridönüşün emriyle yükselen yapraksız bir orman.Düşülerek uğurlanmış yoğun bir akşamın peşi sıra aniden örülmüş ,belki son tortuların birikerek dönüştüğü taştan üreyen .... Dönmek düşünülmemişti hiç ama istenseydi de bir kent hem de koyu kızıl bir suyla yıkılmış bir kent yayıldığı sessizlikten yolu ileri doğru kötü bir sırıtışla sıkıştırıyordu,tıpkı kan rengi. Yol kırınganlığın bütün küstahlığıyla eziciydi ayrıca,koyu siyah ,tıpkı bütün yeni yolların zifti gibi. Adam ; içbükücü kırık soylu bir enlemle, gerideki yıkık kente saati denk düşürücü bir boylamın uyumsuz keşişmesinde bir puslu uzamdı.Ölüden biraz hallice ama asla yaşıyor denemez gibi gölgede. Yol soracaktı,kent yüklenecekti,orman zorlayacaktı ,adam yorgundu,sen geldin ,sıcaklıktın. Hele bir de bir çin setti kurulmuştu ki göğsüne adamın,her nefes ağır yazgılı bir savaştan sivrilerek bozulmuştu.Ama sen geldin, ferahlıktın. Bazen adam başını yanan kollarının arasında iyice sıkardı,kaygının dipsiz denizinde dehşetle kıvranan bir yürüyüşün erken açan çiçeği kötü huylu bir ur gibi karışan derinliğinde belki pulsuz olduğundan elleri ve ayakları ,belki basıncın insafında çabuk kavrulduğundan sırtı çok dönerdi başı…dönmesin diye sıkıca tutardı,sen geldin yüzmek boşlukta artık kolaydı. Bir kara kutuydu ev, önlenmesi imkansız yere çakılmaların açık tarihi..Baharın en taze kokusunda umutla örtülürken şehir,ev inatla buzların kalın toprağında uykuyu zehre katardı.Sen geldin,ilk kez ev çiçek tuttu. Hatırlar mısın,ayın en enfes halesini gözlerinden sunmuştun sessizliğin linç eden aysız akşamına.O ayı biriktirmişti adam ,hiç incitmeden saklamıştı ruhunun en terk etmez tatlı kozası olarak. Ve kar..Önceleri adamın buzdan ellerinin yanında üşüyüp hasta olan ,bu ellerin soğuğundan korkup tekrar asla uğramayan kar.Senle karın o yumuşak sesinde beyazın cömertliğinden ışıl ışıl parlayan gecelerde uzayıp giden sokaklara bakmak hiç korkutmazmış ve sen varken kar hiç nazlanmadan adamın zamanın körelttiği yüzüne uyandıran tül gibi dokunuşlarla arı bir aydınlık yayarmış,öyle derdi , gözleri tüm ruhunu kökten kavrayan bir sevinçle parlardı senden bahsederken.Sen ki o zaman küçücük gövdenle bütün gövdesini adamın bir gizli sevdanın yüksek gürültüsüyle sarardın.Özenirdim sizin sabırlı bir müziğin bütün sükunetiyle düşen bir kar gibi zarif uyumunuza. A rtık hiç bir kedi yüzünde bir gül bahçesi hep loş sokağımdan burkulmayacak… “O kadar bitik olurdum ki bazen,düşünce o gün tüm organlarıyla beni baştan aşağı silkip çiğnemiş gibi bir somurtma üzerimde.O gelirdi,yüzünde dev bir gülümseme,tüm evreni doyurmaya yetecek kadar.Al,derdi,alırdım.İçim ve top yekün dışımla gülerdim,gülerdik o an.�? Ölümün Ölümümde Bir Oya... Ölümünü seyrettim sessiz kalmaya özen göstererek Ki bozulmasın ölüşündeki ağır ritmin Ve ölümün sana daha coşkulu yürümesin. Ölümünü seyrettim ölmüyormuşsun gibi gülümseyerek Az korkarsan az ölürsün belki diye Bir düğüne davet edildiğine ikna etmek istedim. Bak işte şenlik geliyor seni almaya ne güzel değil mi .. Korkmaz benim oğlum Cesur bir asker oğlandır Dimdik yürür ölümün gölgesine Ölümünü seyrettim ölmen için rahat bir son yatak hazırlarken sana Sanki boynunu yastık bükülmekten korusa Daha rahat çıkacakmış gibi son nefesin.. Oysa çıkmasın diye içten içe nasıl da delirdim.. Ölümünü seyrettim kandırarak ardından üzülmeyeceğime Gözlerin gözlerimdeki acıya takılıp geride kalmasın istedim Gözlerinsiz gitme istedim,gözlerinsiz gitme istedim.. Ölümünü seyrettim soğuyan ayaklarında. Bütün yorganları taşıyın bana,ayaklarını ısıtacağım. Kazıyacağım ölümün rotasını etinden, Kalın sütunlarıyla demirden bir ateş olup Ölüme mühürlü kanını yaşamaklı tutacağım. Isıttım ayaklarını yemin ediyorum ki ısıttım. Ölümünü seyrettim rüzgarın son kez vurduğu yüzünden son ay doğarken Ve arkandan korkunun kara küreleri özgürlüğüne koşarken Ağıtların en demlisi sofrasını haneme yayarken.. Senden miras ay içime kanserleşerek sızarken . Ölüyordun çünkü sen ve sen ölümünü gerçekleştirirken, Gözlerimi görmeye simsiyah tıkayarak, Her türlü düşümü taze kabuğunda tereddütsüz kırarak, Bu ağır karede Sana yetişebilmek için varlığımı arsızca yutarak, Seyrettim ölümünü,uzun uzun,ezberleyerek. Ölümünü seyrettim son ışığını da günümden çekerken gözlerin, Benle ,evle,geçmişle vedalaşırken sen, Çekilirken sıcaklığınla doldurduğun odalardan yokluğuna Ağır ağır ,yıka yıka, zehirli düğümler atarak ve kor gibi delikler yayarak Gidişini seyrettim. Dayanamayınca ağrısına ciğerimden adın sökülürken Belki dayanaksız bir umudun kör arzusuyla Belki sırf adını bir kez daha nefesimde duymak için Ne bu acele diye yanına varmak istedim, Ölümün teni olan tenin hala kıyamadığından bana Koşmak için döndüğünde sen; Artık yürümen için olmadığını bacaklarının, Ve çarpılıp büküldüğünü gördüm. Tüylerini son sıcaklığında okşayabilmek için hırsla Kan oturmuş avuçlarımda sıkarken Soluğun ciğerini ağrıyla emiyordu... Diyemedim artık bir nefes daha lütfen.. Yorulma,üzme diye kendini Yas siyahını cesurca giyebildim. Biliyordum üstelik Küçük harfle başlayacak artık adım Uykuda yakalanacağım hep ölüme Nereden darbeyi aldığımı anlayamadan Ölü uyanacağım her güne.. 23.08.2004,Kedi Aris'e... R ahatsızlığın uyku yokluğunda hiçbir kedi kalbinden bir su şiiri çıkarıp çıkarıp beni avutmayacak… “Uykulu gözlerle karşıma dikilir, reddedemeyeceğim yoğun bir yalvarışın en derin uğultusunda beni ortadan aşkla bölmek için iyice tatlılaşan suratıyla uykuya çağırırdı.Uykunun güzelliğe dair anlamı kesilirdi o zaman.�? İ çim sıkıntıyla kasıldığında artık hiçbir kedi rüzgarlı sesiyle beni kendimden dışarıya çağırmayacak. “Camdan bakardık dışarı,uzun uzun ,aynı yöne ,bir gün ayrılacak yollarımızın tekrar birleşeceği kadar uzağa, hatta özlemle bakardık.�? S on ayışığı kedisi buradan çoktan geçti. _Hayır,asla gözlerindeki son ışığın çekilişini unutamam. _Hayır,asla gözlerinde gördüğüm ilk ışık topağını unutamam. _Ama,hayır,asla gözlerime bıraktığın ışık tohumunu da unutamam. Ormanı kırdın sen,şehri kanından yeniden topladın sen,yolun ince tenine dayanmayı öğrettin sen.Kendi yoluna çıkmadan önce yolcuya şafağı hatırlattın sen. Virüs…Gittiğin günün bıraktığı çürük sessizce yerinde yeni bir kent kuruyor.Ama yokluğunda, kanatlarındaki incelik hala aynen kendini koruyor ve hastalığın bilincini şiirle özgürleştiriyor.Vardın ya ,vardın ve sıcaktın ya,işte varlığından kalan da şimdi suda dağılan bir çiçek resmi , denizden soğuğu usulca alıyor.Ama ,üzgünüm ,ben kışı seviyorum.Solgun güneşte iğreti bir gülüş cesetinde,varmış oyunu için her bahanenin ucu iyice eğrilmiş,köşeleri boyunca odaların yassı bir hayatın kaygısı çizilmiş.Gülümsemeni zorlama fazla,ölümünden kalan kül gözlerime birden dolduğunda ağlıyormuş gibi duruyorum,sinirleniyorum.Bilirsin bütün yollar kırmak için geçilmiş,bilirsin bütün yazılar bileğini ömrün, iyice burkmak için seçilmiş. Yazı ,çünkü her gidişin ardından hevesle yeni bir çukur kazmak için doğuyor. Ayışığındaki eksik yüz ; Resmi geçit,sessizliğin alfabesi kurutulmuş neşeleri yüzlerden soyarken, İsteksizce bulutlarından kopartılan,aydınlıkla boğulan gün. Son gemisi de kedinin, kör uykusunda bir şiirin, susuzluktan kavrulurken,cinayet ustalıkla tamamlanıyor.. Kedi Gezen Gülümseme Kaç asırdır bir kedi oturuyor Aynı pencerenin karlı köşesinde. Ev içini anlamamanın ateşinde soğuturken; Kar kedinin alnına yaralı bir güvercin gibi Isıtarak konuyor.. Uzak bir sokak köşesinden kıvrılıp gelecek dost , Yosun tutmuş avuçlarına kelebekler konmuş, Çizgisinden kopuk yüzünde o eski kedili gülümseme. Ama yılmadan yürümüş taş yatakların koynunda Ve Bir kutup yıldızının kanlı soluğunda İzini sürmüş evin Ki beklemesin Camların kesici sessizliğinde Bir asır daha bir kedi Kırık boynu hasrete kilitli. Sanki yolcu eve dönebilirmiş gibi... 24.08.2004 - Salı, Kasım 21, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıbuz'un kedisi ... buz'un kedisi ... ![]() - Perşembe, Eylül 28, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıkedi kentte tek bir kral var...bütün kediler.. kedi suratları antolojisi
Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Sıkı sıkı yumduğunda gözlerini, dış dünyanın o muazzam çeşitliliğine, o ayartan canlılığına karşı uykuyu savunmak için bütün gücünü harcıyor ama başaramıyordur. Bedeninden taşan yorgunluk o bayıldığı şeffaf kanatlı uykuyu dayatsa da, evrenin onsuz sanki yarım kalacak renk ve ses cümbüşüne direnmeye yetemiyordur bir türlü. Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Huzurun cambaz adımlarla pervasız egemenlik şairliği...Üstüne uzandığı ipektir ve ya taş... Derin suyun sessizliğiyle mühürlenmiş bir rahatlığın en şık biçimine taht kurmuştur. Kedi kentin tek bir kralı vardır çünkü. Bütün kediler. Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Çağrı. Umutsuzluk ve çağrı... Annesinin kendisine bir kare çizdiği, işte bu senin dünyan, ben artık gideceğim, bu sınırı yaşamak istiyorsan geçme dediği bir kedi, annesinin ardından gözlerini aniden açmış, nerdeyse milimi milimine sadık kaldığı karenin ucuna kadar peşinden gelmiş, sonra aniden çakılmış gibi durmuş, şimdi uzaklaşan annesine bakmaktadır...Garip bir orman vardır bakışında. Deli bir rüzgarla çalkalanıyordur. Bütün ağaçlar bir çağrı gibidir. Ateş ateş yanan bir çağrı. Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Yakalanmak üzere olan bir av. Neden bu hayvanlar cinayet işlemek üzereyken dahi bu kadar güzeldir, hatta sevimli, hatta masum..Her türlü olgunun tüketemediği güzelliğin cakalısı. Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Uykunun bilgeliği. Uykunun ne medem önemli, ciddiye alınması, en ince detaylarına dek planlanması gerekli ağır bir iş hatta bir sanat olduğunun mağrurluğu. Ne de olsa uyumanın cilt cilt romanını tüylerinin parlak ışığından oyulmuş harflerle asırlar öncesinden yazmıştır. Konuyla ilgili son söz söylenmiştir yani. Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? İç çekiş. Mümkün değil, üzgünüm. Mümkün olsaydı bunu senin için yapardım derken özellikle. Giderken ne de acelecidir. Dur desen, döner ve yüzünün asıklığıyla..Ben seni bunca yıl ilk vurgunda gevşeyesin diye mi birliğimize kattım. Artık sıra senin, sen diğer kedilere benim selamımı dağıtıp yeni kedi kentler kuracaksın..der. Ben zayıfım, dur, ben de geleyim desen, küçük patiler dev adımlarla son virajı çoktan almıştır. Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? İğrenme, beğenmeme, küçümseme..Hadi canım sen de, ciddi misin, yok ya derken muhatabını dibine kadar egosundan soyup, önemsiz bir oyunun önemsiz sonuydun sen, kusura bakma daha fazla senle oyalanamam deyip terketme. Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Hayalkırıklığı. Gene mi gidiyorsun. Sabahın köründe mi...Hadi gel biraz daha uyuyalım. Gelirken bana bir şey getirme, istemiyorum artık seni..Sahi gidiyor musun..(Kapıdan uzanan meraklı bir kafa ve gözlerinde cinayet işlediğin hissini veren garip bulanıklık) Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Sır..Bak sana gizli yerimi gösteriyorum kıymetini bil. Sır.Ben aslında senin hakkında öyle şeyler biliyorum ki bir konuşsam benden uzunsun diye bir daha hava atamazsın. Sır.Ben hayat hakkında öyle şeyler biliyorum ki, bir konuşsam söyleyecek tek cümlen kalır. "Üzgünüm, anlayamamışım." Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Soru.."?".. Soru..Eminsin değil mi, bu sarsıntılar normal, ev başımıza geçmeyecek yani.. Soru.Nereye gidiyoruz? Bu iş canımı sıkmaya başladı ama. Soru.Öyle bilinen türden bir soru değil, bin insan sorusu bir araya gelse tek bir parçası dahi olamıyacağı türden, anlamını kavrayamadığınız ama ciğerinizin içinden geçip, yakıcı bir tortu bırakan. Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Cevap....Hayır,hayır,hayır... Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Şikayet, emir. Sen buna yemek mi diyorsun. Susadım ve kalkmaya üşeniyorum, bana su getir. Kör müsün, uykum var, hadi uyuyalım Canım sıkılıyor, ama benim en sevdiğim oyuncak sensin. (Kafa gene yana kaymıştır. Aynada mı çalışıyor bunları...) Tüylerimin yeterince tarandığından emin değilim ama. Sen benden akıllısın madem neden bunu bana söylemek zorunda hissediyorsun?.Hem zaten bana ne.(Artistik sırt dönüş, yok, kesin aynada çalışıyor bunları.) Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Sadistce bir yalvarma maskeli emir...merhamet tuzağı acıklı bakışlar altında tükenen, hipnoza giren benliğiniz. (Gerçek bir yalvarma saklıyorsa yüzünde, buna sebep olduğunuz için kendinizi uzun dişleri kan içinde garip bir yaratık gibi hissedebilirsiniz, yani asla tavsiye edilmez, ağır bir travma yaratır.) Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Beni sever misin, beni sever misin, beni sever misin?Yaralıdır, boynu belli ki bir hemcinsiyle sıkı bir kavga geçirmiştir.Israrla sokulmaya çalışır.Hayır yiyecek istemiyordur, gururu incitilmiştir ve avutulmak istiyordur.Yaralarını sararken "aferin koca adama ne de cesurmuş "diye okşamalısınız şimdi egosunu, yoksa hep topal kalacaktır yeni yollarını şefkatin yumuşacık ve ısıtan yatağıyla döşeseniz bile. Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Uğruna bir gözünü feda ettiği, görebilirliğinin yarısında dahi çılgınca sevdiği bir hayat.Evet, o kedi, yarım körlüğünde dün sizin arka sokağınızda patilerinin hüzünlü melodisini bırakandı.Siz uykulu, sabahı karşılamak için pencerenize yönelmiş ve bir kedinin tek gözünün yokluğuyla ilk karşılaşmayla nasıl başedebildiğini kendinize sormak zorunda hissetmiş ama nedenini kavrayamamıştınız. Oysa bir kedi arka sokağınızdan yarı ışıkla idare ederek geçmiş ve yitirdiği görmesinin acıklı anısını bırakmıştı yürümesinin izine. Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Hiç bir şey.Bir duvarı aniden siz ne olduğunu anlamadan örmüştür.Hatta görünmez bir dört duvarın arasında kalakalmışsınızdır.Çıkış yoktur.İnsafa gelip sizle tekrar konuşana dek işte zaman oracıkta bir anda durmuştur. Bir kedinin yüzünde ne saklıdır? Aşk, asla tükenmeyen, yıllarla yoğunlaşan, derinleşen, sen benim hayat ışığımsın -seni şu uyukladığım yarım saat içinde deli gibi özledim-sensiz bu hayat çekilmiyor diyen, hatta öyle ki sonunda kendinizi gerçekten bir şey sanmanıza neden olan ama her sanmanızda "sen de iyi yaydın ha, hadi kalk bakalım, çalış biraz, bana bak, beni oyala, benle ilgilen" diye de ayıltan bir aşk... Ve yani bir kedinin yüzü insanı defalarca öldürür, en gülen kedi bile ağlama hissiyle alabora eder ruhu.Belki çok güzel olana karşı duyulan bir çoşku patlamasındandır bu, belki de tüm saflığıyla pırıl pırıl bakan o derin suratın koca bir karmaşanın mimarlarınca bir şekilde bir yerlerde incitileceğinin bilgisi.. ama en çok bu karmaşanın üstünde olan estetiği ile ruhların karanlığının zarif bir eleştirisi olduğu için. Çünkü Bir kedinin yüzünde bir de saklıdır... İnsanın utancı... Utancı insanın... İnsanın hep ertelediği utancı.. Ve gölgeleri uzun boylu adamların.Hani şu pazarın iflah olmaz düşkünleri, hani şu maddenin doymazlığında pis ruhlarını geğirip bir şey olmamış gibi sonra, utanmasız kibarlığı salaklar için ahlaksızlığın terzilerine biçtirilmiş gülüşlerini sunanlar.Koca dişli içi anlamdan soyulmuş gülümsemelerinde kulağınıza şu fısıldanır: Biz en iyiyiz.Adil bir hayat için buradayız.Kendinizi bırakın bize. Sus kedicik.Karanlık odalarda, kafesler altında ve insanın zehir gibi insanlığının kokmuş fırınlarında canın uğuldarken acıyla...insan bilir misin kendinden sabun yapmıştır..Senden de özür dilerler bir gün, yaraların bir anda kapanır. SANIRLAR!sen kamburuna yüklersin sorgulanacakların listesini, etine çizilmiş dikiş izleri ve çokluğundan artık bırak anlamını, yerini dahi tespit edemediğin ağrıların ..çeker gidersin.Onlarsa arkandan insanlıklarının üstüne aryalar düzerler, kutlarlar manası dibinden çürümüş zihinsiz yaşamlarını ta ki ...Ta ki'si yok kedicik üzgünüm.Katman katman artarken bulutlar gözlerinin sönen ışığında, insan ve canlılıkları kerpeten gibi sıkıp öğüten kafesleri senin için, diğerleri için, gök için, su için, şeref için, şunun için bunun için ve hatta kendi ırkdaşları için hep ...hazır.... olacaktır.... Hayır, ta ki'si var kedicik. Çünkü bir kedinin yüzünde onur saklıdır.Tıpkı insanda da saklı olduğu gibi.Bir gün inancın ve onurun bayrağını elbet karanlığın ziftten okyanusuna dikerler, dikeriz, dikeceğiz...Ve görürler, görürüz, göreceğiz o zaman yüksek yüksek beton kubbelerin kumdan kucağında uyuyan insan vahşetinin bir üfürümlük canı varmış... buz, 29Temmuz, İstanbul.... **** Kedi Tek Gözünü Yumar,Çünkü Bir Eli Sever İnsanın Bir Eli Kırar Kediyle arasındaki iletişimde dil problemi oluştuğunda çözecek olan insandır,kedi değil.Çünkü daha zeki (bu daha duyarlı ve ya acıya daha açık ,acı hissi daha gelişkin demek değildir.)olan ne yazık ki odur.Kedinin kedice zekası yani kedice yaşaması için mükemmel tasarlanmış olan zekası gene de kendini aşar ve insanla yaşamasına da olanak sağlar.İnsan kendi benzerine uyum sağlayamaz ve yabancılaşma sorunları içinde boğulurken üstelik bu sorunların hepsi de yüksek zekasından değil de zekasının kapasitesinden faydalanmamaktan kaynaklanırken bir kediden daha fazlasını bekleyemez.Yani sen benden de dahi ol,daha ben ağzımda bir sözü gevelerken anla,yapma dediğimi yapma(niye,siz kral o köle mi?) diyemezsiniz. Ve dil problemleri anlaşmak için çözülür,korku ,dehşet yaratarak sindirmek dil meselesini halletmek değil bilakis anlaşılacak tüm zeminleri yıkıp atmaktır. Korku korkutur.Ne demek bu...Korku ilaç değil zehirdir,korku acı ve güvensizlik verir,mutsuzluk yaratır.Baskı bastırır,bastırır ve sonunda tamamen yıkar ve ya yıkıcı bir patlamaya vesile olur.Korktuğunuzda nasıl kasılıp,nasıl içinizde büzüştüğünüzü ,kalbinizin sanki patlayacak gibi şiştiğini düşünün.Güveninizi geri alamadığınızda nasıl yarı kayıp bir yaratık gibi ortalıklarda umarsızca ,amaçsızca gezindiğinizi hatırlayın.Hani depremden sonra nasıl insanlar şaşkın ve yarı sarhoştu.Yere güvenleri sarsılmış,tutunacak dalsız kalmanın çıplaklığıyla başedemiyorlardı. İşte bir insan vurmasa da ve bence elinde sopasını,terliğini kedisiyle anlaşmak!? için salladığında bir kedi sopaya hürmetinden ve ya size olan sevgisinden değil o dehşetin esiri olarak frenler.Her sopa,terlik sallandığında bir tür deprem geliyor sinyali yayar,üstelik bir kedinin bu depremle başetmesine yardımcı olacak insana özgü savunma,kaçma yöntemleri de yok.Mesela bir kedi Işıkara çıkıp da sayın kediler düne kadar dibinizde duran fay hattı uzaklara taşınmıştır,artık korkmanıza gerek yok demez. Bir kedi olsaydım nasıl bir kedi olurdum ,diye düşünen insan herhalde bir ihtimal kendini şahane ve üstünzekalı bir kedi olarak tasarlar.Çünkü o kendini hala bir insan kedi olarak düşünür. Ben bir kedi olsaydım,bildiğimiz gibi bir kedi olurdum.Keyifli bir uyku için bulduğum en rahat yatağa atlar,iyice de yayılırdım.Sonra insan denen o devasa yaratık,bana göre bir tür uzaylı olan ve de kızınca hassas kulak zarımı yırtacak denli kükreyen şey yani,bana in oradan derse büyük ihtimal yahu ben bu adamı seviyorum ama görmüyor mu uyuyorum ,canım oyun istemiyor en iyisi gözlerimi sıkıca yumayım da sıkılıp gitsin başkasıyla oynasın derdim.(bir ihtimal)Aşağı atılınca içerlerdim ama bu seferlik "herhalde benim kaba insanın da uykusu var,o gövdeyle yatacak yeri de bulması zor ,bari oraya yatsın" diye geçiştirirdim.Sonra sofra kurulurdu.Dolu dolu mama kaplarını insanlar masaya taşırdı.Ben de" hurra birlikte ziyafet yapacağız ama neden benim boyuma uygun yere koymuyorlar ki,şimdi işin yoksa tırman ,ama yazık benim insan ancak bu kadarını akıl edebilmiş,bari onu kırmayayım da şu masaya tırmanma zahmetine katlanayım" diyerekten atlar ve de 'millet aşkınız geldi nasıl mutlu oldunuz değil mi 'edasıyla masanın ortasına doğru hamle yapar ve bir ihtimal şaplağı yemesem de sertce aşağı itilirdim.Yahu ben bir kediyim,düşüp öleceğini bile bile yükseklerden kuşun arkasından atlayan hani o kedi...Ne diye hem mama kabını tepelere koyup sonra da beni aşağıya ittirdin.Bu sıktı artık,ben evime dönmek istiyorum.İyi de benim evim neredeydi?!... Ek1:Hayvan deneylerinin kurumsallaşmasına Darwin'in keşiflerinin babalık ettiğini,bir süre hayvan severlerin baskısıyla lisans vs gibi yaptırımlara gidildiğini ancak tıbbi gelişmelerin bu tepkileri söndürdüğünü,daha sonra Singer ve bir başka yazar tarafından yazılan iki kitabın bu hareketi ateşlemesiyle 70lerde yeni düzenlemeler getirdiğini ancak ABD nin aynı düzenlemelere daha önce geçtiğini,hayvanların sadece insan sağlığı için değil kendi türlerinin araştırılması içinde öldürüldüğünü,deneylerin hayvan üzerinde yapılması sebeplerinden birinin bir insanın beynine elektrotlar takıp sinir sistemini uyarmanın etik olmaması olduğunu,deneylere dair en çağdaş ilkelerden birinin gereğinden fazla hayvan öldürmemek olduğunu herkes nasılsa biliyordur,ama bildiklerimizi bir özetle tekrarlamakta ola ki bir fayda vardır. Ek2:Sahibi tarafından korkutulan bir kediyle korkutulmayan bir kedi arasındaki fark...Elinizi şöyle burundan sırta kadar kocaman bir okşama için kaldırın,biri sevilmek için kafasını uzatır,diğeri irkilerek kafasını geri çekerken korkuya şahit olmamak için gözlerini sıkıca yumar. Ek3:Köpeğinizi yürümüyor diye arkadan ayağınızla itelemek şiddettir.zavallının ayakları birbirine dolanır,nasıl yürüyeceğini şaşırır.Sabrınız yoksa,canlılardan uzak durursunuz ,olur biter. insan kedizadesinin en şık deneyidir.. Kediniz sizi uyanık olduğu saatler boyunca neden izler?Üstelik arada gözlerini iyice açıp sanki sizi olmayacak bir durumda yakalamış gibi neden hayretler içinde kalır?Altı üstü uykudan yeni uyanmanın sersemliğiyle ortalıkta dolaşıyorsunuz,ama kediniz durup dururken bu işin içinde bir bit yeniği arıyor,üzerinizde garip ve hummalı bir araştırmaya giriyor neden?Hakkınızda rapor mu tutuyor,aleyhinize delil mi arıyor..Kime bu raporu sunacak?Arada arka odalara dalıp,feryat figan konuşup dert anlattığında aslında yaptığı bu raporu üst birimlere sunmak mı?(banyodaki miyavlamalar ayrı,oradaki akustiğe bayılıyor,kendi kendini dinliyor yani)Yoksa siz onun kafes içindeki kobaysınız da hayatınız da onun biricik deneyi mi? Evet, siz onun deneyisiniz.Çünkü bir kedi asla kendine verilenle yetinmez.İdeal ortamını ve ideal insanını yaratmak için yıllarca itinayla çalışır.Sizi izler çünkü siz yeni insanını biçimleyeceği ana malzemesiniz.İnsan biliminin deneyinden farklı olarak sizle işi bittiğinde en az onun kadar siz de bu hızlandırılmış evriminizden fayda görürsünüz . İlk görevi uyuma pozisyonunuzu değiştirme operasyonudur.Kaslarınız hatta kemikleriniz ne kadar koflaşmış olursa olsun,eninde sonunda iki büklüm kıvrılarak uyumaya alıştırır sizi.Çünkü sizle sarmaş dolaş uyumak istemediğinde yatağın öyle bir yerinden kendini dev bir bayrak gibi açar ki küçücük bir boyla yatağın tamamını kaplamanın mümkünlüğüne ister istemez ikna olur ve ona yer açmak için büzülmekle kalmayarak yatağın düşülecek kadar ucunda uyuyup düşmemeyi de başarırsınız.Yani kaslarınız esner,boyut kavramınız gelişir,denge kabiliyetiniz bir cambazınkine yaklaşır. Kedinizin aşırı incelmiş yemek zevki yanında sizin sığ yeme-içme sanatı bilginiz onun tarafınca tasvip edilir bir durum asla olmayacaktır.Sizi burun kıvırma ve yemek kabını ters yüz etme protestolarıyla(laftan anlasak o da lafla anlatırdı elbet ama anlamıyoruz ki) öyle bir zorlar ki sonunda tatları neredeyse matematiksel bir incelikle uygun bileşimlerde tasarlamayı öğrenirsiniz.O hala eh,işte dese de en azından insan ırkı için siz artık iyi bir gurmesiniz. Hazır alımınıza sunulmuş bütün oyuncaklar ancak sizin tatmin olacağınız kadar heyecan vericidir,kedinizin üstün fizik dehası içinse sadece zaman kaybı.'Aşama3:İnsana oyuncak yapması öğretilecek ' dediğinde kedi,sizin için çileli oyuncak yapma süreci de başlamıştır.Ama üzülmeyin ,kedi ve hareket arasındaki denkleme uygun kıvraklıkla oyuncağı bulmaya çalışmaktan mekanik bilginiz gelişirken ,onu heyecanlandırıp gaza getirecek garip şekiller üzerinde uğraşmaktan heykeltraş camiasında hemen farkedilmenizi sağlayacak soyut heykel dehanız ortaya çıkacak. Kediniz iyi bir koleksiyoncudur.Özellikle karton biriktirmeye bayılır.Hayır,hiç bir karton diğeriyle aynı değildir.Ancak uzun incelemeler sonunda bir karton bu değerli koleksiyona kabul edilebilir.Ve böylesi kıymetli bir kartonun nereden çıkacağı belli olmaz.Siz tanımadığınız insanlardan karton rica etmek zorunda kalacaksınız.Yani sosyal yönleriniz kuvvetlenecek.Uzun dersler boyunca kartonlar arasındaki ince ayrılıklar kafanıza kakılacağı için de sıkı bir eleştirmen ve ya iyi bir antikacı ruhuna ek iş olarak nihayet sahipsiniz. Elbette,bazen haddinizi aşıp ona dilinizi öğretmeye çalıştığınız olacaktır.Ancak o herzaman sizden iyi bir öğretmendir ve sonunda onun dilini konuşurken kendinize yakalanacaksınız.Edebiyatta anlaşılmamanın makbul olduğu alanlarda parlak bir kariyer sizi bekliyor artık. Kediniz sadece balkondan aşağı uçmaz.( bunu elbette bilerek ,sizi sınamak ve geliştirmek için yapıyor)Evin içinde de sık sık kendini zedeleyecek hiç hesapta olmayan uçuşlar yapabilir.Önceleri vın diye bir şey gözünüzün önünden geçişini örneğin aniden kapanan kapıya toslayarak tamamladığında bunun kediniz olduğunu görerek panikle önlem almanın yollarını arayacaksınız.Acaba evi pamukla kaplatsam mı gibi bir düşünce bile aklınızdan geçecek.Ancak buna gerek kalmayacak ,nasıl olduğunu anlamayacağınız şekilde bir gün zaman kavramınız açılacak.Başkalarının vınn diye gördüğü şeydeki ayrıntıları farketmekle kalmayıp,o uçan topu havada tutmayı da öğreneceksiniz. Atikleşip,kıvraklaşmanız düşmek üzere olduğunuz bir çok anda sizi kurtaracak.İyi bir kaleci ve ya patenci olarak kariyerinizde yeni hedefler belirleyebilirsiniz. Kediniz kendi kapsamlı yaşam alanı projesini size itinayla dayatacak, mekansal anlayışına uygun düşmeyen en ufak bir dağınıklıkta bile'ne bu be 'diye sizi sorgulayacaktır.Derli toplu olmaya alışmakla kalmayıp kedi simetrisini de çözeceğiniz için farklı bir tarz sunabilen bir içmimar olmanız işten bile değil. Yanında narin kulak zarları incinmesin diye değil bağrılması ,çirkin bir tonda konuşulmasına bile müsade etmemenizden sizin de kulaklarınız hassaslaşacak,konuşmanız zarifleşecek,öyle ki sonunda siz yanınızda kediniz olmasa bile ahenksiz konuşmalardan inanılmaz rahatsız olacaksınız.Ve yani müzik kulağınız incelecek. Kendi muhteşem vokal ziyafetlerini dinletmeye tenezzül edebileceği kadar üstelik. Kedinin adaptasyon harekatının bir diğer aşaması, ışığa duyarlı olduğundan olsa gerek zifiri karanlıkta uyumasına karşı dayanıklılığınızın arttırılmasıdır.Kediniz yanınızda uyuklarken siz de örneğin az ışıkta ders çalışmak zorunda kalmaktan kör olmazsanız şayet ,gözlerinizin ışığa duyarlılığı mükemmelleşecek .Üstelik karanlıkta özellikle karaysa kediniz,uykusunda rahat olup olmadığını anlamak için onu seçmeye çalışmak ayrıca görüş gücünüzü de arttıracak ve artık arkadaşlarınız taa uzaklardaki tabelaları bile size okutacaklar ki bu da bir rütbedir. Kedi harikadır ,bakımlıdır ve güzeldir.Siz de yanında sırıtmamalı ve bakımlı olmalısınız.Cefakar kediniz bakım işini de sizin yerinize halledecek,merak buyurmayın.Sonunda cildiniz güzelleşecek.Sürekli kedinizin ağzında çiğnenip deşilmekten kendini yenilemeye alışacak çünkü.Acıya hassasiyetiniz de azalacak .O bir yerlerden fırlayıp kolunuza yapıştığında siz acıyı kendinizden uzaklaştırmadan önce boşta olan kolunuzla kedinizin düşüp canını yakmamasını garantiye almak için onu kavramaya çalışacaksınız ne de olsa.Evet,sizden fevkalade bir gizli ajan olur.Çünkü enselendiğinizde hiç bir işkence sizi yıldıramaz. Kediniz nerede patlayacağı belli olmayan bir mayın gibi uyumak için her an her yeri kendine hedef seçebilir.En sevdiği uykuluk kurbanı tabiki sizsiniz.Yakalanmamak için sürekli ayakta ve hareket halinde olmaya çalışmanızın bir faydası yok.Teslim olun,direnmeyin.Bırakın sizden kafasındaki olağanüstü yatağı yaratsın.Hem bunda dahi sizin için bir fayda var.Onun uykusunu zedelememek için kıpırtısız kalmaktan edindiğiniz disiplin sonucu mümkün olsaydı iyi bir anten olurdunuz ancak elbette ki mümkün değildir ,olsun hareketsizlik rekoru kırarak kitaplara geçip şan ve şçhret elde edebilirsiniz. Bir kedi en ağır koşullar altında dahi hizmet görecek insanı sizde görmek ister.En bunaltıcı mevsim koşullarına sizi hazırlamak için ağustosta, yanınızda, size sarılmış olarak uyumayı seçen şömine gibi sıcak kediniz ,ayrıca üstünün örtülmesini de dayatarak sizi pişmeye alıştırır.Yazları millet sıcaktan bayılırken siz tınmazsınız.Neden itfayeci olamayasınız ki. Siz onun en sevdiği eğlencesiniz.Tabi,üzerinizde biraz çalışıldıktan sonra.İyi bir oyun arkadaşı olmanız için size tuhaf zevkler aşılayacak.Mesela siz ve kediniz aniden fırlayıp evde neşeyle bağıra çağıra zafer turu atmaya başlayacaksınız.İki ayak önde zıplayıp hoplarken,sevinçli pıtırtılarla koşturan 4 ayak arkada,sonra tersi .Derken 4 ayaklı sevinçli pıtırtı öndeyken aniden coşkudan şaşırmış bir halde masaya fırlayacak siz de karşıdaki koltuğa.O miyavlarken siz şarkı söyleyerekten bir o koltuğa bir bu koltuğa derken hatta masaya ,öylece dönmeye başlayacaksınız.Kimse günde bir iki kez neyi kutladığınızı bilmeyecek.Bir siz bir de kediniz,ama en çok kediniz bilecek.Ertesi gün annenize yeni taşınan komşunuz "Dün sizde çok çocuklu misafirler mi vardı"dediğinde anneniz"ya öyle"demek zorunda kalacak,çünkü kazık kadar evladım kedisiyle arada böyle şuurunu yitirir demeye utanacak.Ve yani özetle herkesten daha mutlu,başına buyruk ve özgün olacaksınız ki faydası da malum. Her yeni gün kedinizle yeni bir mutluluktur evet ama aynı zamanda onla yaşayacaklarınızdan bir gün eksiltir.O daha küçücükken bunu acıyla farkedecek ve sık sık içinizin bu fikirle daralmasına engel olamayacaksınız.Bir tavsiye ;bu zaafınızı kedi duyarlılığı olmayan kişilere açık etmeyin,hele ki kediniz daha iki yaşındayken "senin kedin senden önce ölür,ne sanıyorsun"denir denmez ağlamaya başlıyorsanız sonraki yıllar en sevdikleri intikam aracı bu olacaktır. Hele kedinizin yaşını bu insanlara asla söylemeyin.Çünkü hemen kedinizin kaç yıl ömrü kaldığının hesabına sınırlı zekalarıyla kafa yormakla kalmayacak ,bunu bir de hevesle size yetiştireceklerdir.(Korku filmlerinde kedi düşmanlığını bilinçaltına kazıyanların kedi taşlayan,kışlayanlar üzerindeki etkisi açık da,acaba bu elalemin kedisinin öleceği günü saymaya insanı iten ne ...bilemiyorum)Ve yani kalbinizi hunharca ikiye bölüp,içinizde zaten sönmeyen yangını körükleyecekler.Ah,ama boşuna sıkılıyor canınız.Sizin kediniz bunun da çaresini bulur.Her güne bir yılın anlam ve derinliğini bir şekilde becerip sıkıştırır. Sırf onsuz kalıp sıkılmayasanız,üzülmeyesiniz diye ağır ağır akan dopdolu bir ömür sunar size.İşte ,ona ayak uydurmak için çabalamanız karşılığında size kıyağı,onunla geçecek, nicelikce değilse de nitelikce asırlar kıvamında sadece size özgü ortak zamanınız.Tadını çıkarın ,çünkü bu gerçek bir hediyedir! "Neresi burası diye düşündüm çokça.İçiçe yılan gibi kıvrılan koridorlar;parlak madenler,canavar gözü gibi süzen ışıklar.akıllı ışıklar bunlar,biliyorum beni izliyorlar.Midemi artık bulandıran bir renkte aynı kostümlü dev adamlar beni biraz daha paralamak için davet ettiğinde nereye sinsem orayı daha bir çıplak aydınlatıyorlar.Bir sürü kafeste tutuklu kedi ve köpekler, her yere korku ve acı sinmiş.. Büyümek fırsatını bulmuş bir kediden iki dehşet arası bizi rahat bıraktıklarında öğreniyorum,iyi kedi mamaları üretmek için kullanıyorlarnış bizi.Ki zengin evlerde bizim gibi haydut olmayan değerli kedilerini en bi sağlıklı büyütebildiklerine ikna olup insanlar parayı bu dev canavar binaya saçabilsinler.Peki neden suçluyuz diyorum,raflarda ederimiz yokmuş ve bu da idamlık bir suçmuş ,anlamıyorum ama öğreniyorum. Annemi hatırlamıyorum.Doğmuş olduğumdan şüpheliyim.Belki de bu madenler doğurmuştur beni. Ben hep demir çubuklar üzerinde uyudum. Artık miyavlayamıyorum.Canım çok yandığında fazla ses çıkardığım için ses tellerimi aldılar.Konuşmasını yutan bir kediyim artık ben.Miyavlamayan bir kedi.Gürültüsüz.Ben şimdi dışarı çıktığımda nasıl kedi olacağım..... Yaşlı bir kediden duymuştum.Kendisini evden atmadan önce sahibi ona lastik bir top almış.Harika bir şeymiş.Gözleri topu hatırladığında ilk kez parladı.Belki bu parlaklık hoşuma gitti,top denen şeyi hemen sevdim. Bir gün cezam bitecek,dışarı çıkacağım ve bir lastik topum olacak.Normal kediler gibi. Bir boru sokuyorlar boğazımdan içeri.Kedilerin sağlık mankeni bir tekirim ya tüylerimi ışıl ışıl parlatacak sağlık zehrini benim tahriş tahriş gırtlağımdan , boğazımdan içeri akıtarak podyuma hazırlıyorlar beni,ben son insan modası tüylerimi işte böyle ,delinerek giyiyorum.Sınayın ben de bütün ürettiğiniz kimyasal pislikleri.Kesin etlerimi bütünümü yağmalayın,etlerimin arasında vitamin ve gürbüz sağlık arayın.. Gözlerim yanıyor hep.Gardiyanlar bile ağır amonyaktan gözlerini koruyamıyorlar,oysa benimkiler çok daha hassas. Ne olur artık öldürün beni. Oynamak istiyorum bazen,ama morlaşan açık yaralarım sızlıyor üstelik kendimi de giderek daha yorgun ve sarhoş hissediyorum.Oturmak için uzunca uğraşmam gerekiyor.Böbreklerimin ağrısı ve giderek büyümeleri oturma eylemimi bölüyor.Ama en çok sinirimi kafamın sağa sola kendiliğinden dönüp durması bozuyor..Yahu normal mi bu.Eskiden sabit bir şeydi,niye şimdi sallanıyor.Ne oluyor bana. Artık çok yorgunum.Parlak ışıkların aydınlattığı hiçbir şeyi seçemiyorum.Galiba lastik bir topum hiç olmayacak. Beni almaya gelecekler.Farelerin boynunu kırarak infaz ettiklerini duymuştum. Çok acıtır mı..Şu an bile canım öyle zehir gibi yanıyor ki mümkün olsa kendi boynumu kendim kırardım biliyorum.Artık lastik bir topum olsa da onunla oynayamam çünkü yerimden kalkamıyorum,bacaklarım birbirine giriyor ve yuvarlanıyorum. Sevgili insan işlerinin yoğunluğundan olsa gerek beni bir su borusundan fırlatmayı tercih etti,sanırım boğulacağım.Herhalde bu mesainin bittiği anlamına geliyor.Acıdan taşlaşmış bedenim için her şey artık aynı.Elveda lastik top.Hala tam olarak neye benzediğini bilmesem de. Benim adım küçük harfle başlar,her hangi ucuz bir hikaye bile canımı yakabilir.Bildiğim tek yaşama şekli görülmemek için karanlıklara gömülmeye çalışmaktır.Ve neden bilmem hep son anda ilham gelir bana.Ben tekir ,son sözüm..Tekirin zehir ziyafeti gülümseyen kedi resimleriyle sunulur sizin marketlerinizin kedi reyonlarında." kedi siyahı üşümez... biz uyumayı seviyoruz!! çünkü uyumak apayrı bir erdem... çünkü uyumak ....yorucu...zor...ve uyurken uykunu yaşamk imkansız gibi sizin için! uyu... kötü kokan adi dünya ölsün; olmayan mükemmel dünya başlasın... ??! uyu... uykuya düştüğün yerde sadece nefesinin hatlarını ördüğü kentler başlasın... herkes çekilsin ki göğsünü sıkıştıran yumruktur onlar... bir sen kal... bir de ay... uykudan uyanmak için...silkinmek için uyu... ve çünkü!! uyku, kendini tasaralyıp bozduğun evren yerine kendini bozup tasarladığın ve içini dilediğin biçimde doldurduğun hava... ötesindeki topraklarda da , kesinlik bir dilektir... ilk dileyenin avucunda söner. uyurken güzel olamayan hiç bir şeyi ....Sevmiyoruz....!! ![]() - Perşembe, Eylül 28, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısısiyyahhh keddiiiikara karanfil kara yağmur kara soru siyahhh kedi.. kara susku.. kara bıçak.. kara düş zarı.. zarra öyle ki tüm kent vurgun kesilse tek bir iğreti ama zehirli dalga boyunlarına öfkeli düşe yatıkların ,dokunamaz. bu giriş mührüdür sözün iç katının. yoksa yol alınamaz. - Perşembe, Eylül 28, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı |
![]() fotograf:nilgün kara
![]() toplam ~ 47sayfa.... dizayn:buZ |
öteBüyüLer ......... yaKın |öte
|