sevme ihtiyacini karsilamayan
kalpleri kendilerinin - suratsiz kedileri
seviyorum ben !
tek gözünün ışığını hırçınlığında yitirmiş kalan gözünün loş ışığında hala asi kedileri.
04:02 - Çarşamba, Kasım 21, 2007 - {yok} -
yıkılmış kentler tenlerinde korkunun kara küreleri itibariyle zedelenmiş saatler saklarlar.zaman kırılarak açtığı kuyularda biriktirerek yöre halkını ,sese kırılmış ve sağır dilli koyar.
siyah kedi bilinen tek yoldaşlardır..
Kedi fotoğrafı çekmek kişinin başına bir bela açmasıdır.Çünkü tek başına kedi fazlasıyla güzeldir.Ondaki güzelliğin gözden kaçabilenini,ötesini sanatsal bir doyum adına yeniden keşfetmek için kamerayla çok incelmiş bir zevk aracılığında ve de kedilerin estetiksel örtüsünü aralayarak sanatsal kavrayışı ekleyebilmek gerekir hazır olanın izin verdiği boşluklara.
En ahmakça yapılan hata kediyi fotoğrafta yenilemek adına saçma sapan hatta salakça süslemektir.
Kedi salaklığın yakıştığı bir canlı türü değildir.Zariftir,güzeldir,yoğundur,uzaktır.Sırlıdır..fazlasıyla soruludur.
Uzağa ,hatları asla sezilmeyen ancak bir kedinin gizli adımlarını öğrenerek gidilebilecek bir kente çağırır.
Kedi seven kişiler bu yeni yerlerin diline tanıklık ederler,onları kediye tutkulu bir bakışa yönlendiren sadece kedinin tensel güzelliğinin derinliği değil uzamların başdöndürdüğü kedisel bir hayatın asla yeterince okunamayarak kişiyi daha derinine çeken hazzıdır.
Sokağınızda,tıkış tıkış doldurduğunuz dünyasal hayatınızda gizli hayatları hem de gayet uyumlu organik bir ahenk içinde sürdüren kediler aranızdan birilerini avlarken o birileri de pür dikkat göz kesilerek bu sır hayatın estetiksel bilgilerle de dolu anlarını yakalamaya avcı kesilir.
Kedi seven kişi giderek hafızasında bir fotoğraf makinesinin ezberleyici çevikliğini ve yaşamasal kareleri depolayıcı keskinliğini edinir.
Ancak bundan sonra fotoğraf sanatçısı olarak kedi fotoğrafları çeken kişi saçmalamak dışında ve kendi isimini de yadsımadan içerecek ve plastik bir kavrayışın iç sıkan tadını vermeyen çalışmaları gerçekleştirebilir.
Siyah kedi bütün evrenin kapıları içinde en gizemli anahtardır insanın kendi içine açılan...
İnanmadın mı?
son uçan kuşu havada yakalamak istersin..kanatları tutulamazlığın ateşiyle avuçlarını kavururken zamana uzayarak anları derinleştirmesi için yalvarırsın oysa bilirsin genişleyerek senle boy ölçüşecek olan tek şey boşlukla buluştuğunda avuçlarında açılan yaranın kötü ürperten anısıdır.
siyah kedi gölgesini, kapılarını karanlık gözlü akşamların yılansı zihniyle örtüğü kareden çekerken ,doğacak güneşin aydınlatacağı tek şey kalmıştırr geriye.
cinayetler terkedildikleri yerde sabırsızlığın kışıkırtmasıyla artarak bekler...ustalıkla büken elleri yeniden giyinmenin, yeniden eğrilerek belleğe acı su toplamanın vakti gelir.
"gülümse ki fotoğrafın karanlık çıksın!"
Makine insan ruhunu emerek anların şiirsel analizini sunduğu köre kuyu gözüyle bu facianın ne kadarını çözer ,mesele budur.
Mercekten sadece sanatçının seçtiği ışıklar geçebilmeli.
03:17 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - {7} -
Aris'e.. s'e s'e ise ölüm kanat gibi gözlerini çekerken benden
Virüs,Suda Dağılmış Çiçek Resmi
Buz tuğlalı bir koridorda tutulan günlerin arasından geçen kedi...Bulanık dalgaların koynunda aklı paralayan günlerin yolsıcağı kara kedi.Kış bitimi ani vurgunlarla eğik düşen günlerin çiçek suratlı, gül patili kedisi..Dinle.Son kez gibi dinle...
Bir orman kurulmuştu tam da yola çıkılacak yere.Kaybettirici ve hırçın koyu kızıl bir orman,tıpkı kan rengi.Sıkı sıkı kenetlenmiş ölü ağaçların gövdesinden yolcunun böğrüne geridönüşün emriyle yükselen yapraksız bir orman.Düşülerek uğurlanmış yoğun bir akşamın peşi sıra aniden örülmüş ,belki son tortuların birikerek dönüştüğü taştan üreyen ....
Dönmek düşünülmemişti hiç ama istenseydi de bir kent hem de koyu kızıl bir suyla yıkılmış bir kent yayıldığı sessizlikten yolu ileri doğru kötü bir sırıtışla sıkıştırıyordu,tıpkı kan rengi.
Yol kırınganlığın bütün küstahlığıyla eziciydi ayrıca,koyu siyah ,tıpkı bütün yeni yolların zifti gibi.
Adam ; içbükücü kırık soylu bir enlemle, gerideki yıkık kente saati denk düşürücü bir boylamın uyumsuz keşişmesinde bir puslu uzamdı.Ölüden biraz hallice ama asla yaşıyor denemez gibi gölgede.
Yol soracaktı,kent yüklenecekti,orman zorlayacaktı ,adam yorgundu,sen geldin ,sıcaklıktın.
Hele bir de bir çin setti kurulmuştu ki göğsüne adamın,her nefes ağır yazgılı bir savaştan sivrilerek bozulmuştu.Ama sen geldin, ferahlıktın.
Bazen adam başını yanan kollarının arasında iyice sıkardı,kaygının dipsiz denizinde dehşetle kıvranan bir yürüyüşün erken açan çiçeği kötü huylu bir ur gibi karışan derinliğinde belki pulsuz olduğundan elleri ve ayakları ,belki basıncın insafında çabuk kavrulduğundan sırtı çok dönerdi başı…dönmesin diye sıkıca tutardı,sen geldin yüzmek boşlukta artık kolaydı.
Bir kara kutuydu ev, önlenmesi imkansız yere çakılmaların açık tarihi..Baharın en taze kokusunda umutla örtülürken şehir,ev inatla buzların kalın toprağında uykuyu zehre katardı.Sen geldin,ilk kez ev çiçek tuttu.
Hatırlar mısın,ayın en enfes halesini gözlerinden sunmuştun sessizliğin linç eden aysız akşamına.O ayı biriktirmişti adam ,hiç incitmeden saklamıştı ruhunun en terk etmez tatlı kozası olarak.
Ve kar..Önceleri adamın buzdan ellerinin yanında üşüyüp hasta olan ,bu ellerin soğuğundan korkup tekrar asla uğramayan kar.Senle karın o yumuşak sesinde beyazın cömertliğinden ışıl ışıl parlayan gecelerde uzayıp giden sokaklara bakmak hiç korkutmazmış ve sen varken kar hiç nazlanmadan adamın zamanın körelttiği yüzüne uyandıran tül gibi dokunuşlarla arı bir aydınlık yayarmış,öyle derdi , gözleri tüm ruhunu kökten kavrayan bir sevinçle parlardı senden bahsederken.Sen ki o zaman küçücük gövdenle bütün gövdesini adamın bir gizli sevdanın yüksek gürültüsüyle sarardın.Özenirdim sizin sabırlı bir müziğin bütün sükunetiyle düşen bir kar gibi zarif uyumunuza.
A rtık hiç bir kedi yüzünde bir gül bahçesi hep loş sokağımdan burkulmayacak…
“O kadar bitik olurdum ki bazen,düşünce o gün tüm organlarıyla beni baştan aşağı silkip çiğnemiş gibi bir somurtma üzerimde.O gelirdi,yüzünde dev bir gülümseme,tüm evreni doyurmaya yetecek kadar.Al,derdi,alırdım.İçim ve top yekün dışımla gülerdim,gülerdik o an.�?
Ölümün Ölümümde Bir Oya...
Ölümünü seyrettim sessiz kalmaya özen göstererek
Ki bozulmasın ölüşündeki ağır ritmin
Ve
ölümün sana daha coşkulu yürümesin.
Ölümünü seyrettim ölmüyormuşsun gibi gülümseyerek
Az korkarsan az ölürsün belki diye
Bir düğüne davet edildiğine ikna etmek istedim.
Bak işte şenlik geliyor seni almaya ne güzel değil mi ..
Korkmaz benim oğlum
Cesur bir asker oğlandır
Dimdik yürür ölümün gölgesine
Ölümünü seyrettim ölmen için rahat bir son yatak hazırlarken sana
Sanki boynunu yastık bükülmekten korusa
Daha rahat çıkacakmış gibi son nefesin..
Oysa çıkmasın diye içten içe nasıl da delirdim..
Ölümünü seyrettim kandırarak ardından üzülmeyeceğime
Gözlerin gözlerimdeki acıya takılıp geride kalmasın istedim
Gözlerinsiz gitme istedim,gözlerinsiz gitme istedim..
Ölümünü seyrettim soğuyan ayaklarında.
Bütün yorganları taşıyın bana,ayaklarını ısıtacağım.
Kazıyacağım ölümün rotasını etinden,
Kalın sütunlarıyla demirden bir ateş olup
Ölüme mühürlü kanını yaşamaklı tutacağım.
Isıttım ayaklarını yemin ediyorum ki ısıttım.
Ölümünü seyrettim rüzgarın son kez vurduğu yüzünden son ay doğarken
Ve arkandan korkunun kara küreleri özgürlüğüne koşarken
Ağıtların en demlisi sofrasını haneme yayarken..
Senden miras ay içime kanserleşerek sızarken .
Ölüyordun çünkü sen ve sen ölümünü gerçekleştirirken,
Gözlerimi görmeye simsiyah tıkayarak,
Her türlü düşümü taze kabuğunda tereddütsüz kırarak,
Bu ağır karede
Sana yetişebilmek için varlığımı arsızca yutarak,
Seyrettim ölümünü,uzun uzun,ezberleyerek.
Ölümünü seyrettim son ışığını da günümden çekerken gözlerin,
Benle ,evle,geçmişle vedalaşırken sen,
Çekilirken sıcaklığınla doldurduğun odalardan yokluğuna
Ağır ağır ,yıka yıka, zehirli düğümler atarak ve kor gibi delikler yayarak
Gidişini seyrettim.
Dayanamayınca ağrısına ciğerimden adın sökülürken
Belki dayanaksız bir umudun kör arzusuyla
Belki sırf adını bir kez daha nefesimde duymak için
Ne bu acele diye yanına varmak istedim,
Ölümün teni olan tenin hala kıyamadığından bana
Koşmak için döndüğünde sen;
Artık yürümen için olmadığını bacaklarının,
Ve çarpılıp büküldüğünü gördüm.
Tüylerini son sıcaklığında okşayabilmek için hırsla
Kan oturmuş avuçlarımda sıkarken
Soluğun ciğerini ağrıyla emiyordu...
Diyemedim artık bir nefes daha lütfen..
Yorulma,üzme diye kendini
Yas siyahını cesurca giyebildim.
Biliyordum üstelik
Küçük harfle başlayacak artık adım
Uykuda yakalanacağım hep ölüme
Nereden darbeyi aldığımı anlayamadan
Ölü uyanacağım her güne..
23.08.2004,Kedi Aris'e...
R ahatsızlığın uyku yokluğunda hiçbir kedi kalbinden bir su şiiri çıkarıp çıkarıp beni avutmayacak…
“Uykulu gözlerle karşıma dikilir, reddedemeyeceğim yoğun bir yalvarışın en derin uğultusunda beni ortadan aşkla bölmek için iyice tatlılaşan suratıyla uykuya çağırırdı.Uykunun güzelliğe dair anlamı kesilirdi o zaman.�?
İ çim sıkıntıyla kasıldığında artık hiçbir kedi rüzgarlı sesiyle beni kendimden dışarıya çağırmayacak.
“Camdan bakardık dışarı,uzun uzun ,aynı yöne ,bir gün ayrılacak yollarımızın tekrar birleşeceği kadar uzağa, hatta özlemle bakardık.�?
S on ayışığı kedisi buradan çoktan geçti.
_Hayır,asla gözlerindeki son ışığın çekilişini unutamam.
_Hayır,asla gözlerinde gördüğüm ilk ışık topağını unutamam.
_Ama,hayır,asla gözlerime bıraktığın ışık tohumunu da unutamam.
Ormanı kırdın sen,şehri kanından yeniden topladın sen,yolun ince tenine dayanmayı öğrettin sen.Kendi yoluna çıkmadan önce yolcuya şafağı hatırlattın sen.
Virüs…Gittiğin günün bıraktığı çürük sessizce yerinde yeni bir kent kuruyor.Ama yokluğunda, kanatlarındaki incelik hala aynen kendini koruyor ve hastalığın bilincini şiirle özgürleştiriyor.Vardın ya ,vardın ve sıcaktın ya,işte varlığından kalan da şimdi suda dağılan bir çiçek resmi , denizden soğuğu usulca alıyor.Ama ,üzgünüm ,ben kışı seviyorum.Solgun güneşte iğreti bir gülüş cesetinde,varmış oyunu için her bahanenin ucu iyice eğrilmiş,köşeleri boyunca odaların yassı bir hayatın kaygısı çizilmiş.Gülümsemeni zorlama fazla,ölümünden kalan kül gözlerime birden dolduğunda ağlıyormuş gibi duruyorum,sinirleniyorum.Bilirsin bütün yollar kırmak için geçilmiş,bilirsin bütün yazılar bileğini ömrün, iyice burkmak için seçilmiş.
Yazı ,çünkü her gidişin ardından hevesle yeni bir çukur kazmak için doğuyor.
Ayışığındaki eksik yüz ;
Resmi geçit,sessizliğin alfabesi kurutulmuş neşeleri yüzlerden soyarken,
İsteksizce bulutlarından kopartılan,aydınlıkla boğulan gün.
Son gemisi de kedinin, kör uykusunda bir şiirin, susuzluktan kavrulurken,cinayet ustalıkla tamamlanıyor..
Kedi Gezen Gülümseme
Kaç asırdır bir kedi oturuyor
Aynı pencerenin karlı köşesinde.
Ev içini anlamamanın ateşinde soğuturken;
Kar kedinin alnına yaralı bir güvercin gibi
Isıtarak konuyor..
Uzak bir sokak köşesinden kıvrılıp gelecek dost ,
Yosun tutmuş avuçlarına kelebekler konmuş,
Çizgisinden kopuk yüzünde o eski kedili gülümseme.
Ama yılmadan yürümüş taş yatakların koynunda
Ve
Bir kutup yıldızının kanlı soluğunda
İzini sürmüş evin
Ki beklemesin
Camların kesici sessizliğinde
Bir asır daha bir kedi
Kırık boynu hasrete kilitli.
Sanki yolcu eve dönebilirmiş gibi...
24.08.2004
13:55 - Salı, Kasım 21, 2006 - {yok} -