z/uyku

çiLek





bildiğim en büyüleyici meyve.
renginden dolayı...pürüzlerini dolduran altın damlalardan dolayı..kesildiğinde kanını yutmuş asil bir hüzün gibi durmasından dolayı...
bükümlü zerafetinden, yeşil şirin şapkasından, beyaz minicik çiçeklerin  kızı olmasından dolayı...
ona dair fotoğraflarda neşeli bir bilgelik olduğu için...
kokusunun temiz ama sofistike edasından dolayı...
tadından ...leke bırakarak yolunu bağıra çağıra haykıran küstahlığından ,
dantelsi yaprakların toprağa olan yakınlığından, tutkusundan,
küçükken çilek yetiştirmenin bir büyülü köşke sahip olmak kadar beni coşturmuş olmasından,
en sevimli kedi ismi olmasından dolayı..
yüzüne çilek bulaşmış bir yüzdeki samimiyetten..
suni olarak tadını ele geçirmenin mümkün olmamasından, ilaçlara buruşarak hemen tepki vermesinden ,yabani hırçın karakterinden dolayı...sonra küçüldükçe yoğunlaşan renginin denizden yeni çıkmış gibi ıslak olması yüzünden de..

çileğin sanatçıların zekasını kışkırtan yanı bir meyvenin sınırlarını aşıyor   .çilek büyüsü denen kanıtlanır bir şeyler olmalı...üstelik meyve olmasaymış balık olurmuş bence...suyla uyumu müthiş..görünmez yüzgeçleri var...ve çok çabuk gücenir...hemen erir ama incinmişliğinde bile tadi dokusu sevilesidir..en çok poz verirken çoşkulu..ışık için o ...

bu yazıyı kendi yetiştirdiğim ve yenmesine dayanmadığım için küflenmesini seyretmek zorunda kaldığım yani eceliyle ölmüş bir iki  çileğe ithaf ediyorum..




jack-the-pumkin-king

21:12 - Çarşamba, Mart 28, 2007 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


düşşşmek-





sadece aşağı düşülmez ..yukarı düşmek de mümkündür.

kendine doğru ve kendinden içeri de düşebilirsin..sonra insanların içine ve onlara düşüp kendini kaybedebilirsin.

Herkes harika bir seviyede olduğundan ve diğer bütün seviyeler için-oysa dünya yuvarlaktır ve aşağısı yukarısı varsayımsaldır- haklarını iptal edildiğinden yürüdüğün halde düşüyormuşsun gibi gözükebilirsin.

düşmek trajik bir güzelliktir..

dümdüz yürümenin sıradan ritmi yerine yalpalayarak çizdiğin eğriler göze daha hoş görünür.

düşmek acıtır..acı ayıltır..uyandırır...mesafe-mekan -zaman ve bütün bunları içine sıkıştırabilen zihin üzerinde yeni özgürleşmeler sağlar.

sürekli düştüğün bir hayatı yaşayabileceğin gibi düşmeyle kesilen bir hayatı da yaşayabilirsin.

ama eninde sonunda bir virajı alamayıp illa ki düşersin.

zaten düşenle bu yüzden alay edilir..bir daha düşürmesinler onu hep ayakta sansınlar diye.

ayakta durmak marifet değildir.hazırdır ya da elverişlidir-herkesin yaptığıdır.

düşen öğrenir..

sadece yürüyen eninde sonunda başladığı yere döner.

dünya yuvarlaktır ve yukarı da düşülebilir.

düşmek..kötü bir şey midir?

//düşmek...düşlemek...düşünmek...düşürmek....



07:50 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {1} - heceye nefes'kapısı


herkes




herkes tuhaf biri..zalim,afsız ,üstelik küstah affetme yetkisi olmadığının farkında değil...salak,eksik değerlendirmelerin peşinde bir sarhoş...

bir röntgenci...bu ona göre ahlaksal bir sorun yaratmıyor..ama sen herhangi bir şekilde sürekli ona göre kötü olma potansiyeline sahipsin.herkes seni seçti..aslında seni seviyor.

herkes kim..neden milletin hayatından geçip duruyor...


07:50 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {2} - heceye nefes'kapısı


hayalin gücü




düş görsel -daha şatafatlı düşünme eylemi olaiblir.

sığ başarı hayalleri-önemsiz ya da gereksiz oldukları anlamına gelmez- ,ilişki düşleri vs değil kastım.

yaratıcılığı ve hayatı anlamayı besleyen bilinçli ve bilinçsiz eylem yaratan hayaller.

bu hayaller kurulduğunda davranışlarınıza siner,onları reele taşımak arzu halini alır çünkü.


07:47 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


karanlık sanat- dark art







hani dark art deniyor ...kiliseler felan karşı kampanyalar yürütüyor...

eş-dost-aile şeytan çıkarmacılık oynuyor.

sanatın karanlığı...geride kalan her şey sütten çıkmış ak kaşık.

bir bu bölge suçlu.

ve bulaşı bir mikrop gibi yayılabileceğinden dolayı da imha edilesi.

karanlık sanattan ne anlıyorsun?

zaralı mı yoksa zaten zarar görmüşlüğün bir sonucu mu...

belki de sadece bir tarzdır ve kendisinde sorun olmayan kişi için herhangi bir yanetkisi söz konusu değildir? belki.

aslında dark art bence insanın zihnini çekincesiz eleştirisi.

bu zihni yaratan hayattan değil de onun sonucundan ürkmek tuhaf., iki yüzlü.

Dark art'ın bir güzelliği de bu...İçyüzünü afişe ediyor.

Şu da olabilir mi..insan ruhu giderek kayıtsızlaşıyor - duyarlılığını yitiriyor,mekanikleşiyor.Onu uyarmak için sanatın sarsıcılık özelliğinin dozunu arttırmak gerekiyor...kayıtsızlığa karşı haykırma gibi.


hayat belli bir yerde hata vermesini yoğunlaştırır..sanat bunu yakalar önce özel bir ad altında sonra genelleşerek yeni yüzünü biçimler.

bir de dark art'ın dadaistce bir yanı var.Yani olağan hayat kabullerini reddederken sanatsal iskelete de karşı çıkıyor.

yeraltı sanatının aslında yaygınlaşması belki de hep olduğu üzere bir süre sonra da salonlarda ancak izlenir..sanırım.




07:44 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {2} - heceye nefes'kapısı


Perspektif






Maddenin tek bir görüntüsü yok ki..zamanın ve mekanın içinde olduğu bir denklemde o yüzünü sürekli değiiştirir.

Gelen ışığın ,ulaşamayan aydınlığın,herhangi bir yere uzaklığın cismin biçimsel potansiyeliyle yarattığı dengede cisim sürekli değişirken, onun özünü bütün bu değişimlerde yakalamakla herhangi bir görsel sanatın ifade de yetkinleşir.

Cisim ancak "göz"sel aklın perspektifi çözmesiyle ortaya çıkar. Ve anlamak içsel ifadeler ya da kendindeki çok boyutlu içsel karmaşaya ulaşmak bu perspektifin farklı ,ilgili ya da temel boyutları olarak da konumlanırlar.

Derinliği kavramak, evrensel bütünlüğün izlediği yolları saptamak, cisimlerin birbiriyle mekansal ve ışıksal ilişkilerini çözmek, evrensel matematiğin görsel sınırlarına erişmek ..perspektif denen mevzusu insanın ,artık hesaplı kitaplı da ulaşabildiği ancak sanatsal algısının bu hesaplayıştan daha geniş bir duyarlılıkla geliştirdiği bir tür bilimsel metodla mümkün.


Eşyanın, varlıkların arasındaki görsel ilişki yumağını çözmenin verdiği üstelik bilgisel manada da doyurucu haz yanında derinliklerinde kaybolmaktan hoşlanan insan için de perspektifsel çalışmalar cezbedici.

Ancak çok yüzeyli bir hayatı algılamadan sonra ve yani perspektifsel sırların en azından şimdi mümkün kısmına olgunlaştıktan sonra bunla yetinmemeli bence insan ve evreninin kendi iç oranlanma - derinleşme -kaybolma -ışıkla saklanma ve açığa çıkma kanunlarını keşfetmeli..Çünkü perspektifin duyguyu yansıtma gücü ister fotoğraf teknikleri ister çizgi ya da fırça teknikleriyle olsun kişisel gerçeğini yeniden biçimleyecek kadar güçlü.


Cismin uzamları başka düzlemlerle çakışarak ,onları örterek ve onlar tarafından örtülerek de yeni halini oluşturur.

Perspektifin yaşamda bu çatışmayı da gözsel merkezleri kağıtsal cetvellere bölerek ortaya çıkarması anlamsal derinliğini büyütüyor.

Geometri zaten ne için var ki..neden o kadar sayı ve çizgi birbiriyle çakıştı..

Perspektife eren sanatçı boşlukla nefes nefese bir yarışta özel mekanlarını ve derinliklerini yaratabilir..


07:37 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


minimalist fotoğraf






anlamın şatafata ihtiyacı yoktur çünkü...anlamsal girdaplar kavrayışsızlığın bir dolaylaması olabilir çoğu kez. anlam hafifçe dokunur genişçe bir yara açar. bu tüysü kavrayışla iletilebilecek olan içeriği fotoğrafta yansıtmanın belki de önkoşulu fotoğrafı eklenti yükünden hafifletmektir.



zamanı anlar doldurur..o anlar büyük
bir yapının parçası değil yapının işleyişi etkileyen ana gövdeler gibi
hayata sızar.Anları yakalmanın yolu anlama yürüyüşünde adımları
yumuşatmak ve bakışın keskinliğini arttırmaktır.Bu da sahnede odaklanacak
objenin azaltılmasıyla mümkündür.Çok söz bir yerde gürültüdür üstelik.



hayat önce çatırdar..sonra çığlık atar...çığlığı bilebilmenin yolu içine nüfus edebilen bir mercekle çatlaklara bakmaktır.


bernard hatt



07:32 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


Dada:Saçmalamamak ancak saçmalayarak mümkündür!








Saçmalayan hayata karşı gelebilmenin belki de tek yolu saçmalama aracılığıyla bir paradoks yaratarak kendini bu saçmalıktan elemektir.

Ya da evrende söylenen her söz o kadar saçmadır ki saçmalamamak için söz söyleme rutini dışına çıkmak ve aleni saçmalamak gerekir..Çünkü evren sözün akacağı ağır zamana uymak gibi bir iyi ya da kötü niyeti asla taşımaz.

Ya da saçmalamak o kadar imkansızdır ki direkt saçmaladığında gerçek ancak çıplak kalır.

Sanat sınıfta kaldı.Ne zaman ki , o ince anlamlı zor edebi metinleri yutmuş,en zorlu ressamların resimleriyle zevkleri ağdalı bi hale getirilmiş, en naif klasik müzik eserleriyle kulakları aşırı hassaslaşmış örneğin bir Almanya bu sanata geberik ruhuyla dünya savaşlarına hevesle katıldı..sanat sınıfta kaldı.

anlaşıldı ki..sanat insandan bahsetmemiş ..insanı putlaştırarak anlamsızlaştırmıştır.Bu yüzden işte bugün o sanatın eğittiği ırklar silah denen kirli aleti utanmasızca tutmaktadır.

Dadaizm öncelikle bu sanata karşıydı.İnsana asla ulaşmayan,hayata değmeyen,kitli sandıklarda arada tozu alınmak üzere bekletilen ve çokyüzlü kendine hain insanlar yaratan sanata karşıydı.

Ama hayır bence sadece bu kadar değil asla.

Sanatın önüne eklenen insana karşıdır.Sanat-çı denilen insanın insanlığına duyduğu şüphe onun yarattığı sanata da şüphe duymasına yol açar.Üstelik o kadar uzatmak da anlamsızdır.Sanatına tapan insan yani sanatçı kendini cam bir fanus içinde anlamlı kılmaya çalışan bir komikliktir ve talep ettiği saygı ile anlamsızlığının doruğuna çıkar.Yapılacak en mantıklı-basit tavır fanusu kırmak ve kralın çıplaklığına gülmektir.

Dada sanata karşı duruşunda ,her biçimi yıkarak kendi biçimsizliğini, kendi biçimsizliğinden biçimlerini ve sonra tekrar her şeyi korkusuzca biçimsizliğe her devredişinde eğer sanat mümkünse en ve ya ilk olabileceği şeyi yaratır.Sanatsal tekniklerin bu akımda önce rastgele sonra bu rastgeleliğin vurgulanarak belirlenmesi denebilecek bir nevi farkında yaratımla dinamizmin -evet ,fütürizme komşu bir tavrı özellikle burada yaratır,statikliği reddedişinde ancak gene dada her akım gibi onalrın da kralcı olduğunu öfkeyle üstelik ilan ediyordu- eşyaşayışlı tekniklerinin geliştirilmesi dada tavrının yaşama zengin yansımalarıdır.

Örneğin ses şiiri gibi enteresan tekniklerle de söze çok boyutunu kazandıran akım dadadır denebilir..Çünkü dada miras bırakılmış değerleri bozduktan sonra kendi teknikleriyle alternatif evrenini yaratmıştır.

Fotoğrafçılığa yansıması birden fazla negatifin birarada montajlanmasına ek olarak gazete vs gib parçaların fotoğrafa eklenerek insan anlarının bir arada oluşturduğu bütünlüğü ortaya çıkartmaya çalışmaları olmuş mesela.

Çünkü yaşam kaostur.

Ve evet..Dada bozmaktır.Ve bozmak bir tür bağımlılığı,bozulacak şeyin varlığını da şart koyar.

Ama yapmak daha az bağımlılık sunmaz ve üstelik ayrıca kişiyi baştan her türlü kimliksel ,insansal yitime hazır kılar.

Üstelik hayat -insan hayatı- saçmalamak için sonsuz fırsatla doludur.

Kısaca bir dadaist bağımlılığında özgürdür.

Çünkü yaşam kaostur.

Dada öğretilmiş estetiksel hazların içeriksizliğine , ezberlenmiş hayat koşullarının paralelinde içi eksiltilen insanın ahmaklığına ,savaşan insanın katil ruhuyla yarattığı sanatla düştüğü çelişkiye ve aslında her şeye tepkidir.

Akım anlık duyguların yakalanışına uymak zorunluluğunu hissetmediği mantık kuralalrını da reddedişi sayesinde aslında insanın içsel anatomisini yeniden keşfedişi de vaad etti.

Macar şair tristan tzara ve alman (şair ,ressam vs)hans arp kurucuları dada akımının(1917).Zürih doğumlu ve dünya savaşlarının çaprazında yaratılan akımlardan.

Dadacıların yolu sonunda sürrealizmle kesişmiş çoğun.Sürrealizmin kenidini üretmesi için önce dadacıların insanın anlamlı olmak adına sıkışmış zihnine nefes aldırmaları şart değildi belki ama öte yandan gerçeğe her red çekiş de bir tür dadaist fevriliği de gerekli kılar.

Ya da dadaistlere özgü tavır insanın tarihi boyunca kendine eklenen ,kendini eklemli ve zor hareket eden bir yaratık yapan bütün ağırlıklara karşı güçlü bir karşı çığık olarak aslında kendini tekrar tekrar varedip durur.

Çünkü yaşam kaostur.Ve sanat ancak o kaosun içinde ama gene de o kaostaki her şeye karşın mümkün olan bir şeydir.


Düşünceli Alevler

Hans Arp...

Niçin tinsel kristali aramıyorsunuz?

Niçin son uzaklığın çekirdeğini çıkarmak istiyorsunuz?

Niçin delice boşluğa selam veriyorsunuz?

Dünya'yı ve tüm yıldızları
yıldız gibi dağıtmak mı istiyorsunuz?

Niçin insansız insan olmak istiyorsunuz?








07:27 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


Exlibris-Kitapların Estetik Zincire Vuruluşu








Aman ha kitabımı kimse çalmasın diyenlerin sıkı sıkıya kitaplarına sarılışlarını, hatta kitabı yazanından fazla benimseyip,kitaplara kök salışlarını estetik bir hazza dönüştürme hatta sanatsal bir fetiş elde etmek için buldukları bu fırsatı kaçırmayarak bir de bu kökleri biriktirme rahatsızlığının gösterişli adına exlibris deniyor.




Kitapların iç kapağına yapıştırılan ve o kitaba sahip olduklarını hayal eden insanların kimliksel gösterişleriin hem isimleri hem de çeşitli resimler eşliğinde taşıyan etiketler bunlar.






Örn:exlibris Buz demek buzun kitabı bu demek oluyor.Bir iddiaya göre kitabınızı ödünç verdiğiniz kişinin geri vermemekten caydırıcı özelliği de varmış.Ben tabi,şahsi olarak bir kitaba iliştirilmiş resim ve isimden korkarak ahlaklanacak birileriyle daha baştan arkadaşlık etmemeyi ,onun yerine hırsız bir arkadaşı tercih ederim.



M.Ö1400 yılına dek bu hırsın geçmişinin uzanışıysa en umut kırıcı yanı olayın...Hatta 21 sayfa halinde devlet adamları için hazırlanan exlibris 'lerden bile beter umut kırıcı bu.



Mülkiyet saplantısının sanatla zirveye taşınmasının koleksiyoncuları da var evet,üstelik daha kötüsü gerçekten güzel-estetik resimler bunların çoğu.



Exlibris,kısaca kitaplara giydirilen sanatsal kefen oluyor.

07:24 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


martı





Yolda, şehrin üzerine çöküşü kaçınılmazdır..ama gökte ve yerde martılar kanatlarıyla sana başka bir zamanın kentlerini açarlar ..gözlerin onlşara kilitlenmiş anını terkedersin.


Yerdeki herşey metalik yansımalarla martıların bağırlarında suya dönüşür. sanki bütün dalgaları göğe kaçırırlar..çünkü yaşam kirletir.


Gece sesleri bilinen tek çılgınlık dışı varlık sebebidir..hep önemli anlarda ,hep kırılma anlarında illa ki bir yerden bir martı koşup yetişir.



Işığın gizçözücüleridir onlar ve karanlıkta zerre kadar rengin varsa başında çizecekleri dairesel aşklarıyla seni senden dışarı bir tek onlar çağırır.



Martılar vardır.Çünkü insan düşer..Düşerken gök ve yer ve bütün kent martı kanadında bir lekeden başka nedir ki...

Onlar olmasaydı bu kentler yalnızlıklarına ağlamaktan çatlarlardı..


martıların defteri kapanmaz ki hiç...sonsuza dek hem de asla bir diğerine hem de hiç benzemeyen gök görüntüleri ve su ve özgürlük görüntüleri vermeye devam edecekler çünkü...


Crackart

göğüsleri beyazdır..sırf kentin fotoğrafını - kenten göğe süzülen ışığı insanın aynasızlığına düşürebilmek için...

her yere yosunun kokusunu taşırlar ..buraya bile.

07:16 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı







yaKın |öte



.....