
müşteriler ölümünü beğendikleri
balıkların pullarını kopartacaklar.
şarkıları olacak gene ama artık
kemiklerini dalgalar gibi örtemeyen beceriksiz hava yüzünden saydamlaşacak notalar..
pulları gibi, şarkıları da müşterilerin avucuna kaçacak.küçük kanamalar yüzünden büyük küfürler yutacak derisi soyulmuş balık.
- Saturday, Kasım 8, 2008 - {0} -
dönen herşeye bakıyor…herşey dönüyor etrafında.
Önce dünya dönüyor…
Semazenler kendi etraflarında dönerken ,
Çocuklar atlı karıncalarda dönüyor
Işığın etrafında pervaneler.
Sonra insanlar etrafında dönüyor..sözler ve eşyalar ve anlar ve yağmurlar.
başı dönüyor.
Sürekli dönüyor.
Bir dairenin merkezi olmak tuhaf.
Oysa hani kimse dinlemiyordu onu…önemsizdi*olmak istemişti çok ,görülmemek…miro tablolarında kimsenin sezemediği figür olmak.
Bak işte herkes herşey -etrafında
Onu yutmak için dönüyor…
Mümkün mü.
Işık bütün pervanelerin kanadını yakıyor…
Ama ışık bütün pervanelerin kalbine garip bir kına bırakıyor yanığın izinden.kelebekler gibi çiçeğe değil ateşe koştukları için…yanaklarından öpüyor güneş…acıtarak ama öpüyor.
Klavyenin başına geçiyor…gözlerini kapatıyor..o tuşların iç sesini biliyor.Kalbe,kulağa,kağıda,sokağa,avuçlara,gözyaşlarına,
Korkuya, çığlıklara, sessizliğe , boşluğa …..düşerken her harfin nasıl tınladığını bildiği gibi…her tuşu –kalbi,gözü ,parmakların ipeksi duyarlılıktaki uçlarıyla biliyor…ve sırtından aşağıya kayan buz gibi ölümün fısıltıları gibi …her tuşun teklediği araları ..biliyor.
Gözlerini yumuyor….gece,upuzun elbisesi…parlak yıldızlar gibi değil –taşlar gibi..günlerce ışık görmemiş ,dağların nefes alabileceği kadar derinlerde karanlıkla yıkanmış taşlar gibi parlak giysi.
Kendi sesi görülmez,şekilleri işitilmez tuşlarının başında…müziğini evrenle sarmalamaya hazır bir piyanist gibi..göğüs ilerde..baş dik…gözler kefenli…eller ahenkle düşmeye ve uçmaya hazır..
Kelimeler kutularında havayla buluşacak olmanın sabırsızlığı içinde kıpır kıpır..
Korkunç bir neşe…
Bir cenaze kadar korkunç…ama masallar kadar kristalize…
Öyle ki karların teninde defalarca gördüğün o kıvrımlar kadar büyüleyici…
Garip bir neşe başından aşağıya çiçeksi kokularını ama ağaçlar kadar ağır..ağaçların koynundaki tırtıllar kadar insafsız …salıyor
Noktalar sadece ritmin kahkaha attığı yerler…elleri havada rüzgarlar gibi…kalbin kırıldığında baktığın ve dans ettiğine inandığın yıldızlar gibi.evine götüremediğin için hasretini olur olmaz duyduğun gelincikler gibi..ahenkli..havada uçuşuyor…
Kulaklarındaki müzik…sadece notalarını onun bildiği bir müzik salgılıyor tuşlar her yüzlerine ufacık değdiğinde..
…..sivrisinek kanadındaki dükkan-
gir içeri
seyret ...seç..
evinde onun için bir köşe ayır..
dokun..sev...seninmiş gibi kalbinin üstüne götür.
pembe gül ve aydan dökülmüş toz kokan raflarlarda düşünü ara..
giderken almak istediği bırak...
bulamadığın için bizi affet...
her şeyin kokusunu hafızana sindir...
ödemek için parmaklarını kelimeler üstünde gezdir....
dilinin ucunda bir giyotin...
kiyameti kaderin olan anlamlara boynunu değdir...
hiç bir şey satın alma..ama alışverişini sev...
hayal et!
*içinde konuşan bir balığın olduğu kar küresi
balık başını her cama vurduğunda şarkı söylüyor.
iyice sallayınca kafası kopuyor ve suyu kırmızı laleler dolduruyor.
Taksit yapılır.
*okyanusundan yeni ayıklanmış yakamoz.
Kara gözlerine şarkı yazılmamış kızların gözlerinden toplanmış kırgınlıkla renklendirilmiş.
Allık olarak kullanılabilir.
*kelebek dolu gökyüzü…her kelebek uçları simli iğnelerle gökyüzüne sıkıca yerleştirilmiş.
Ne gök ne kelebeklerde zerre inilti izi yoktur…el değmeden silindi.
*eskimiş çilek.sadece çilek,eskimiş.
*kardan adam….çocukken yapılmış..güneş tarafından kaçırılmış..sonra çok özlenmiş…karları kalmamış…ama kardan bir adam.
*bir milyon mum.kibrit kutusu içinde.
Kapağında kibritçi kızın soğuktan tutulmuş yüzü var.
*hiçbir şey.beş yıl garantisiyle birlikte
seni gönderirken bir kitabı açıyor.kucağına koyuyor..büyük bir kitabı.resimlerle dolu.bir kitabı .a.çı.y.or.kuş resi.mlerine.kanatlarına.tüylerine bakıyor.tüyler için bir şey denmişti ona.o anı.o an baktığı fotoğrafı.cümledeki sözcüklerin kesin yerini .hatırlamaya çalışıyor.
Rüyasında gördüğü siyah tavuskuşunun tüyleri dökülmüştü.
Kış değildi ama kar üşütüyordu.sen gidiyorken ağlıyordu.
Yanaklarında gözyaşının ısırıkları kırmızı bir yol yapmıştı.fotoğraf makinesi far gibi gösteriyordu.kocaman gözlerinin içindeki hüzne bakınca gülmek geliyordu içinden.
Yarasına eğilmiş kabuğunu soyan bir çocuk kadar acımasızdı.
Şimdi ağlamıyor.seni gönderirken-kim kimden gider nasıl gider neden gider bilinmez küçük hırçın bir çocuktan ödünç alınmış bir kalptir kalbi.odasının kapısını kilitler.resimlerle dolu kitabı açar.ve dokunur ruhunun odalarına.
gün gelir ağlamaz.sadece kitabı açar.kendine döner.omuzlarını silker.susar.gözlerini yumar.avuçlarına harfleri alır.bilyelerin içinden geçen ışık gibi onların içinden geçer.kelimeler bazen kararır.bazen bayram önceleri gibi ışıl ışıldır.
Sen gidiyorsun.kalbi taş gibi ağırlaşıp yağmura düşüyor.ama o hiçbir şey duymuyor.
Yazmak.bir şey için.biri için.bir gün için.okunmak için.sevilmek için.anlaşılmak için değil değil.
Bu müzik için…karanlık bir yerde .ellerin gökle buluşup kendine geri kaçması arasında çizilen yay için.kelimelerin kokusu.kalbin kokusu.rüzgarın kokusu için.yazılmadığında ölündüğü için.
Cümlelerin arasından bir rüzgar sızıyor.boynunu sarıyor.boynunu sıkıyor.nefesinin yerine geçiyor.nefesinin yerini örtüyor.kuşlar ellerinin eklemlerine ilişiyor.günler boyu penceresinden gözleriyle sevdiği herşey ellerinin yazmaktan eğrilmiş ,yol olmuş bilmediği bir yerlere yön olmuş kıvrımlarına siniyor. yere cok var
daha .yere cok var daha .tadını çıkartabilir.
Gözleri kapalı.tek bir tuş dahi gözle seçilirse büyü kendini geri çeker.tutulduğu geceden kurtulur güneş....harflerin soğuğu ..yosun kokusu
gibi.karanlık küçük odada..ellerin ahengi...gözleri kapalı
yazıyor.bütün harflerin yerini ,bütün kelimelerin yerini,insanların ve hayatın bütün seslerini ve ve imkansız sesleri…bildiği tek şeyi.çok iyi biliyor.
bazen ezgiye uymak icin omuzlarını ileri atıyor ve çenesiyle cizdiği yaydan bir sarkı düşüyor..
kalbi yüksekte.
düşüşe daha cok var.
….sivrisinek kanadındaki dükkan-
gir içeri
seyret ...seç..
evinde onun için bir köşe ayır..
dokun..sev...seninmiş gibi kalbinin üstüne götür.
pembe gül ve aydan dökülmüş toz kokan raflarlarda düşünü ara..
giderken almak istediği bırak...
bulamadığın için bizi affet...
her şeyin kokusunu hafızana sindir...
ödemek için parmaklarını kelimeler üstünde gezdir....
dilinin ucunda bir giyotin...
kiyameti kaderin olan anlamlara boynunu değdir...
hiç bir şey satın alma..ama alışverişini sev...
hayal et!
*çello.uzun boynunda üç büyük yara olan bir kadına ait.
Kadın tarihten silinmiş.sessizliği bermuda üçgeni olarak ama haritaya işlenmiş.
*tozlanmış bir fincan kahve.yapıldığı anın keyfi,dostun gülümseyen yüzü, şeker yerine kullanılmış balın izleri,komşunun yeni bebeğinin müjdesi,bütün bu neşeyi donduran o çılgın yeni iklim… tozlarında mevcut. tozlanmış herşey gibi zehirli.eller bol su ile yıkanmalı,gözlere ve ağza dokunduktan sonra temas edilmemeli.
*bir kedinin siyahı.diğer hiçbir ton siyahla boyanamayan.bir kedi içinden çıktığında ancak elde edilebilen çok özel bir siyah.gidenlerin ardından el sallamak için ideal.
*kılçıksız kalp.sevmek gerektiğinde hijyenik kalmak için.
*kalbin kılçıkları.sevmek bittiğinde evin yolunu bulmak için.
*tuşsuz piyano.müzik için elleri kullanmamak gerektiğinde çalmak için.
*güz gülümsemesi.yaz geldiğinde-güneş yaktığında-anıları olanların kahkahaları köşeye sıkıştırdığında saklanmak için.
*bir şiirden dökülmüş kan.
*güneşin harfleri,ayı büyülemek için.
sen gidiyorsun..sana bakmıyor..yazmak büyülüyor.
yükselsin bütün sesler..bütün isimler seslere gömülsün..
binlerce parmak binlerce harfin üzerinde binlerce dua
dilek umut öfke başka binlerce kalbe akarken gök
catlasın.
yağmur yağsın.yağmurumuz.
yazı
yazarken dansetmek
ellerini seyretmek
kelimelerin
yüzeyinde yansıyan gözlerine gözlerinin icine bakmak...o
kentin kapısına gitmek
herşeyi harf olan bahçelerden
gecmek
tir...
harfleri hissetmek
kelimeleri degil
anlamlarin zerrelerini .
tek harfi sasirsa tek harfi görse gözlerini açıp
yazı
çöker
müzik
susar
taşlar
düşer
ellerine
dokunmak
harflerdeki yüzüne dokunmak için.yazmak.
sen gidiyorsun
arkandan bakmiyorum....şarkı söylüyorum.
ışıkları.n.ı.söndürüyorum gözlerimi yumarak.
hüznün içine yerleşiyor.orası rahat.
hayırrr şiirleri sevmiyormuşummm.müziği muska gibi kağıtlara gömüyorum.içime batırıyorum gemilerimi.kalbimi büyütüyorum.
gözlerimi açıyorum .şimdi gitmişsin.
öpüyorum alnından
kelebeklerin gösterişli kanadından yoksun kalan pervaneler
bütün gözlerden sessizce kayar ...
güneşe bütün gözlerden önce değerken.
bana ciçek al..yagmur yağsın.
bir rüya gör.rüyanı kapalı bir zarfta gönder bana.
okumadan saklayayım.
ve ben ,bütün göklerden kayan yıldız.
dükkandan çıkıyor .avucundaki kağıdı buruşturup suya bırakıyor.sen gidiyorsun- o hala kar sesini seviyor .
gülümsüyor.
tüy gibi bir uyku sarhos edici dokunuslari yüzünden
hücrelerimizi biribirinden ayırdı ve uyanmamızı
engelliyor..
- Çarşamba, Kasım 21, 2007 - {2} -
edebiyat dişlerin tırnakların kanın kemiklerin kalbin
gözlerinle oynadığın bir oyundur.
edebi aktör/aktrist,
her sahnenin sonunda orada değilmiş gibi yaparak
kalbinin bir hücresinin ışığını söndürür..
çünkü yoksa-
saklı harfler ağzı biçerek ruha saplanır.
her şiir sonunda bir şair mahşeriyle yüzleşir..
her yazan el noktada titreyerek solar...
her yazı rahminden erken kopmuş porselen bir cenindir.
okuyucu bu putu kırdığında edebi aktör/aktris
başka bir otopsinin başına çökmüştür bile-
çünkü yoksa-
nefesi ruhunu büker ve ağzını mühürler.
- Pazartesi, Kasım 12, 2007 - {4} -