z/uyku

Zarfı kapalı Dua.





dönen herşeye bakıyor…herşey dönüyor etrafında.

Önce dünya dönüyor…

Semazenler kendi etraflarında dönerken ,

Çocuklar atlı karıncalarda dönüyor

Işığın etrafında pervaneler.

Sonra insanlar etrafında dönüyor..sözler ve eşyalar ve anlar ve yağmurlar.

 

başı dönüyor.

Sürekli dönüyor.

 

Bir dairenin merkezi olmak tuhaf.

Oysa hani kimse dinlemiyordu onu…önemsizdi*olmak istemişti çok ,görülmemek…miro tablolarında kimsenin sezemediği figür olmak.

Bak işte herkes herşey -etrafında

Onu yutmak için dönüyor…

Mümkün mü.

 

Işık bütün pervanelerin kanadını yakıyor…

Ama ışık bütün pervanelerin kalbine garip bir kına bırakıyor yanığın izinden.kelebekler gibi çiçeğe değil ateşe koştukları için…yanaklarından öpüyor güneş…acıtarak ama öpüyor.

 

 

Klavyenin başına geçiyor…gözlerini kapatıyor..o tuşların iç sesini biliyor.Kalbe,kulağa,kağıda,sokağa,avuçlara,gözyaşlarına,

Korkuya, çığlıklara, sessizliğe , boşluğa …..düşerken her harfin nasıl tınladığını bildiği gibi…her tuşu –kalbi,gözü ,parmakların ipeksi duyarlılıktaki uçlarıyla biliyor…ve sırtından aşağıya kayan buz gibi ölümün fısıltıları gibi …her tuşun teklediği araları ..biliyor.

 

Gözlerini yumuyor….gece,upuzun elbisesi…parlak yıldızlar gibi değil –taşlar gibi..günlerce ışık görmemiş ,dağların nefes alabileceği kadar derinlerde karanlıkla yıkanmış taşlar gibi parlak giysi.

Kendi sesi görülmez,şekilleri işitilmez tuşlarının başında…müziğini evrenle sarmalamaya hazır bir piyanist gibi..göğüs ilerde..baş dik…gözler kefenli…eller ahenkle düşmeye ve uçmaya hazır..

Kelimeler kutularında havayla buluşacak olmanın sabırsızlığı içinde kıpır kıpır..

 

Korkunç bir neşe…

Bir cenaze kadar korkunç…ama masallar  kadar kristalize…

Öyle ki karların teninde defalarca gördüğün o kıvrımlar kadar büyüleyici…

Garip bir neşe başından aşağıya çiçeksi kokularını ama ağaçlar kadar ağır..ağaçların koynundaki tırtıllar kadar insafsız …salıyor

 

Noktalar sadece ritmin kahkaha attığı yerler…elleri havada rüzgarlar gibi…kalbin kırıldığında baktığın ve dans ettiğine inandığın yıldızlar gibi.evine götüremediğin için hasretini olur olmaz duyduğun gelincikler gibi..ahenkli..havada uçuşuyor…

 

 

Kulaklarındaki müzik…sadece notalarını onun bildiği bir müzik salgılıyor tuşlar her yüzlerine ufacık değdiğinde..

 

…..sivrisinek kanadındaki dükkan-

 

 

gir içeri

 

seyret ...seç..

 

evinde onun için bir köşe  ayır..

dokun..sev...seninmiş gibi kalbinin üstüne götür.

 

pembe gül ve aydan dökülmüş toz kokan raflarlarda düşünü ara..

 

giderken almak istediği bırak...

 

bulamadığın için bizi affet...

 

her şeyin kokusunu hafızana sindir...

 

ödemek için parmaklarını kelimeler üstünde gezdir....

dilinin ucunda bir giyotin...

kiyameti kaderin olan  anlamlara boynunu değdir...

 

hiç bir şey satın alma..ama alışverişini sev...

 

hayal et!

 

*içinde konuşan bir balığın olduğu kar küresi

balık başını her cama vurduğunda şarkı söylüyor.

iyice sallayınca kafası kopuyor ve suyu kırmızı laleler dolduruyor.

Taksit yapılır.

*okyanusundan yeni ayıklanmış yakamoz.

Kara gözlerine şarkı yazılmamış kızların gözlerinden toplanmış kırgınlıkla renklendirilmiş.

Allık olarak kullanılabilir.

*kelebek dolu gökyüzü…her kelebek uçları simli iğnelerle gökyüzüne sıkıca yerleştirilmiş.

Ne gök ne kelebeklerde zerre inilti izi yoktur…el değmeden silindi.

*eskimiş çilek.sadece  çilek,eskimiş.

*kardan adam….çocukken yapılmış..güneş tarafından kaçırılmış..sonra çok özlenmiş…karları kalmamış…ama kardan bir adam.

*bir milyon mum.kibrit kutusu içinde.

Kapağında kibritçi kızın soğuktan tutulmuş yüzü var.

*hiçbir şey.beş yıl garantisiyle birlikte

 

 

seni gönderirken bir kitabı açıyor.kucağına koyuyor..büyük bir kitabı.resimlerle dolu.bir kitabı .a.çı.y.or.kuş resi.mlerine.kanatlarına.tüylerine bakıyor.tüyler için bir şey denmişti ona.o anı.o an baktığı fotoğrafı.cümledeki sözcüklerin kesin yerini .hatırlamaya  çalışıyor.

Rüyasında gördüğü siyah tavuskuşunun tüyleri dökülmüştü.

Kış değildi ama kar üşütüyordu.sen gidiyorken ağlıyordu.

Yanaklarında gözyaşının ısırıkları kırmızı bir yol yapmıştı.fotoğraf makinesi far gibi gösteriyordu.kocaman gözlerinin içindeki hüzne bakınca gülmek geliyordu içinden.

Yarasına eğilmiş kabuğunu soyan bir çocuk kadar acımasızdı.

Şimdi ağlamıyor.seni gönderirken-kim kimden gider nasıl gider neden gider bilinmez küçük hırçın bir çocuktan ödünç alınmış bir kalptir kalbi.odasının kapısını kilitler.resimlerle dolu kitabı açar.ve dokunur ruhunun odalarına.

gün gelir ağlamaz.sadece kitabı açar.kendine döner.omuzlarını silker.susar.gözlerini yumar.avuçlarına harfleri alır.bilyelerin içinden geçen ışık gibi onların içinden geçer.kelimeler bazen kararır.bazen bayram önceleri gibi ışıl ışıldır.

Sen gidiyorsun.kalbi taş gibi ağırlaşıp yağmura düşüyor.ama o hiçbir şey duymuyor.

 

 

Yazmak.bir şey için.biri için.bir gün için.okunmak için.sevilmek için.anlaşılmak için değil değil.

Bu müzik için…karanlık bir yerde .ellerin gökle buluşup kendine geri kaçması arasında çizilen yay için.kelimelerin kokusu.kalbin kokusu.rüzgarın kokusu için.yazılmadığında ölündüğü için.

 

Cümlelerin arasından bir rüzgar sızıyor.boynunu sarıyor.boynunu sıkıyor.nefesinin yerine geçiyor.nefesinin yerini örtüyor.kuşlar ellerinin eklemlerine ilişiyor.günler boyu penceresinden gözleriyle sevdiği herşey ellerinin yazmaktan eğrilmiş ,yol olmuş bilmediği bir yerlere yön olmuş kıvrımlarına siniyor. yere cok var

daha .yere cok var daha .tadını çıkartabilir.

Gözleri kapalı.tek bir tuş dahi gözle seçilirse büyü kendini geri çeker.tutulduğu geceden kurtulur güneş....harflerin soğuğu ..yosun kokusu

gibi.karanlık küçük odada..ellerin ahengi...gözleri kapalı

yazıyor.bütün harflerin yerini ,bütün kelimelerin yerini,insanların ve hayatın bütün seslerini ve ve imkansız sesleri…bildiği tek şeyi.çok iyi biliyor.

bazen ezgiye uymak icin omuzlarını ileri atıyor ve çenesiyle cizdiği yaydan bir sarkı düşüyor..

kalbi yüksekte.

düşüşe daha cok var.

 

….sivrisinek kanadındaki dükkan-

 

 

gir içeri

 

seyret ...seç..

 

evinde onun için bir köşe  ayır..

dokun..sev...seninmiş gibi kalbinin üstüne götür.

 

pembe gül ve aydan dökülmüş toz kokan raflarlarda düşünü ara..

 

giderken almak istediği bırak...

 

bulamadığın için bizi affet...

 

her şeyin kokusunu hafızana sindir...

 

ödemek için parmaklarını kelimeler üstünde gezdir....

dilinin ucunda bir giyotin...

kiyameti kaderin olan  anlamlara boynunu değdir...

 

hiç bir şey satın alma..ama alışverişini sev...

 

hayal et!

 

*çello.uzun boynunda üç büyük yara olan bir kadına ait.

Kadın tarihten silinmiş.sessizliği bermuda üçgeni olarak ama haritaya işlenmiş.

*tozlanmış bir fincan kahve.yapıldığı anın keyfi,dostun gülümseyen yüzü, şeker yerine kullanılmış balın izleri,komşunun yeni bebeğinin müjdesi,bütün bu neşeyi donduran o çılgın yeni iklim… tozlarında mevcut. tozlanmış herşey gibi zehirli.eller bol su ile yıkanmalı,gözlere ve ağza dokunduktan sonra temas edilmemeli.

*bir kedinin siyahı.diğer hiçbir ton siyahla boyanamayan.bir kedi içinden çıktığında ancak elde edilebilen çok özel bir siyah.gidenlerin ardından el sallamak için ideal.

*kılçıksız kalp.sevmek gerektiğinde hijyenik kalmak için.

*kalbin kılçıkları.sevmek bittiğinde evin yolunu bulmak için.

*tuşsuz piyano.müzik için elleri kullanmamak gerektiğinde çalmak için.

*güz gülümsemesi.yaz geldiğinde-güneş yaktığında-anıları olanların kahkahaları köşeye sıkıştırdığında saklanmak için.

*bir şiirden dökülmüş kan.

*güneşin harfleri,ayı büyülemek için.

 

 

sen gidiyorsun..sana bakmıyor..yazmak büyülüyor.

 

 

yükselsin bütün sesler..bütün isimler seslere gömülsün..

 

 

binlerce parmak binlerce harfin üzerinde binlerce dua

dilek umut öfke başka binlerce kalbe akarken gök

catlasın.

 

yağmur yağsın.yağmurumuz.

 

 

yazı

yazarken dansetmek

ellerini seyretmek

kelimelerin

yüzeyinde yansıyan gözlerine gözlerinin icine bakmak...o

kentin kapısına gitmek

 herşeyi harf olan bahçelerden

gecmek

 

tir...

 

 

harfleri hissetmek

kelimeleri degil

anlamlarin zerrelerini .

 

tek harfi sasirsa tek harfi görse gözlerini açıp

yazı

çöker

müzik

susar

taşlar

düşer

ellerine

dokunmak

harflerdeki yüzüne dokunmak için.yazmak.

 

sen gidiyorsun

arkandan bakmiyorum....şarkı söylüyorum.

ışıkları.n.ı.söndürüyorum gözlerimi yumarak.

 

hüznün içine yerleşiyor.orası rahat.

 

 

hayırrr şiirleri sevmiyormuşummm.müziği muska gibi kağıtlara gömüyorum.içime batırıyorum gemilerimi.kalbimi büyütüyorum.

 

gözlerimi açıyorum .şimdi gitmişsin.

 

öpüyorum alnından

 


kelebeklerin gösterişli  kanadından yoksun kalan pervaneler
bütün gözlerden sessizce kayar ...
güneşe bütün gözlerden önce değerken.

 

bana ciçek al..yagmur yağsın.

bir rüya gör.rüyanı kapalı bir zarfta gönder bana.

okumadan saklayayım.

 

 

ve ben ,bütün göklerden kayan yıldız.

 

 

dükkandan çıkıyor .avucundaki kağıdı buruşturup suya bırakıyor.sen gidiyorsun- o hala kar sesini seviyor .

gülümsüyor.

 

 

tüy gibi bir uyku sarhos edici dokunuslari yüzünden

hücrelerimizi biribirinden ayırdı ve uyanmamızı

engelliyor..




- Çarşamba, Kasım 21, 2007 - nefes {2} - heceye nefes'kapısı


yazsak biraz...kuşlar örtse virgüllerin yerini...






edebiyat dişlerin tırnakların kanın kemiklerin kalbin
gözlerinle oynadığın bir oyundur.
edebi aktör/aktrist,
her sahnenin sonunda orada değilmiş gibi yaparak
kalbinin bir hücresinin ışığını söndürür..

çünkü yoksa-
saklı harfler ağzı biçerek ruha saplanır.

her şiir sonunda bir şair mahşeriyle yüzleşir..

her yazan el noktada titreyerek solar...

her yazı rahminden erken kopmuş porselen bir cenindir.

okuyucu bu putu kırdığında edebi aktör/aktris
başka bir otopsinin başına çökmüştür bile-

çünkü yoksa-

 nefesi ruhunu büker ve ağzını mühürler.


- Pazartesi, Kasım 12, 2007 - nefes {4} - heceye nefes'kapısı


cümlesiz-




 gördüm..yağmur yüzünden ,
caddeye yağmur yüzünden yapışmış yapraklar gibi fiil.
ciddi bir acımasızlık söz konusu...

cümlesinden taşıyor ,göğsünü yarıyorlar ...ona taşıtmak istedikleri herşeyle onu yeniden dolduruyorlar.
kelimelerin arkasında kağıttan bir kule ya da bir şehir capcanlı bir şehir olabilir...çöple ya da içinde tutmak imkansız bir sürü sokakla onu dolduruyorlar...
mide bulantısı ,baş dönmesi...ait olamadığın ya da aslında zaten sen olan bir cümlenin omuzlarına asılması..
kişi eklerini kırpmalı..
kim emin ki...aslında herkes ben ve hiçkimse gene de ben...
sonra zaman tatsız bir düşünüş...
geçmişle bugün ve ne olduğu halen önemsiz sonra arasına mayın tarlası döşemek...

onları da kırpmalı..
ya da geride kalan kelimeleri..

özneyi mesela..hep biri başlamak zorunda...olaylar bir benlikten geçmeden başka bir benliğe ulaşamaz..tamam mantıklı.

ama kolları çürüyor itilmekten.
fiilin zorunlu ukalalığı zaman ve mekan ,onun bedenini tüketmeden hiç bir şeyi tasarlamaya imkan bırakmıyor.
zamanı akan anlar içinden seçilmiş biricik ana, mekanı da durulacak yer haline sokan minicik bir gölge...tanımıyoruz elemanı...nasıl biridir nasıl yaşar nasıl giyinir zevkleri acıları kırgınlıkları..
6 kişiler...dünya kadar insan adına konuşan altı kişi.
kurduğum yüzbinlerce cümlede hep onlardan bahsetmek..
ben ,sen ve o gene insaflı da...biz ,siz ve onlar...
daha bir tekinsiz sanki...kalabalık hissi veriyorlar oysa konuşurken hep tek başınaydım ...



büyüklüğü şaibeli evrende bir gölgeciğin koordinatları hem kimin umrunda ki..

özneden de kurtulmalı...


diğerleri daha masum değil hatta nesne en hainleri...
en karamsarı en ketumu en olmadığında cümlenin kendini nasıl kaybettiğini bilmediği...

içsel zamana yöne duruşa yokluğa iç çekişe dair anlamsız bilgelik...

oysa ben haddimi bilmek istemiyorum

ve şu anı ve şu anın bütün anlar içindeki adını ve o adın benle ne gibi bir meselesi olduğunu ...

ve şu mekanı bu mekanın mekanlarım içindeki hangi tabakaya ait olduğunu hangi mekanımı önce terkedersem buradan da bir düşüş yaşanacağını...

bilmek istemiyorum...

bilgisizliğin de kendince bilgeliği var...
gitmek ya da kalmak çocuksu bir umut.
çoğun bir daire çiziyorsun..gittiğin yerler kaldığın yerlere dönüşüyor..

ve işaretler olmaksızın hareket edememesi sözün...
noktalar ,virgüller ,ünlemler...nefesle söylediği arasına serpilen uçurumlar..

bir bebeğin konuşmayı öğrenebilme yeteneğinde dehşet verici bir şey var..öyle ki sonsuza kadar susmak istiyor insan.

tasarlamak...
kelimeler bir tasarım aracı.hayatınla arandaki zırh.
taşlaşmamış cümleler gerek...
söylenirken silinip giden , her içindeki havayı varlığınla titrettiğinde ışığını yeniden yakan.



cümlelerin intihar gibi ağzı açık kalmasını seviyorum
hani katil yaklaşır ve suya iter...ve suyla şişer ölüm..oysa balıklar burada olmayı sevmişti.
ağızda bunun küskünlüğü kalır...
güzeldir..narindir...güzel bir şeyler olmalı ki kendimizi seyretmek gereksin..yoksa sıkılmak an meselesi...

cümlenin bütün hırsıyla çoğalıp nefesinin kesildiği elin titrediği o suskunluk..es..ara...

olmak kadar bir şey...

neredeyim hem bilmek istemem...

bir an ....söz sussa ..cümlesiz kalsam...
kendimi duysam sadece..

- Pazar, Nisan 15, 2007 - nefes {6} - heceye nefes'kapısı


harf // korku




bazen yazı korkuyla beklenendir...
bir kaç harf...bildiğin, hep gördüğün, şekilleri aşağı yukarı aynı olan o
harfler şimdi uçuça eklendiğinde giyotindir...
kalbin gene bir kuş işte...
kızıl bir göğün görünmez pençelerinde çırpınan  salak çok salak bir kuş hem de...

bir an önce kelimeler dizilse dersin ...
ki aralarına siyah bir zarf içinde ceza iliştirilecektir...
titreyerek bilinç zarfı usulca açacak ve
ölmemek için gereken en geçerli cümleyi arayacaktır

ama harfler taraf belirlemiştir işte
senin olduklarında asla etkin bir birlik olamayacaktır...
ev,oda giderek daralarak zamanın o kör görevini üstlenir
tuşlardan kayar elin...parmakların biçimini yitirir, geceyle birlikte uzar...

ne kadar susma hakkım var bayım ya da bayan...
belki de derinlerde bir yerde hala geçerli olabilecek bir cümle vardır bende de..
bütün bozar mısınız yoksa köşeden bir koşu kapıp gelirdim ben...

bazen yazmak yazmamayı bilmeyi gerektirir...

tuhaf


- Salı, Nisan 10, 2007 - nefes {6} - heceye nefes'kapısı


;




ceviri kitaplar okumak beni huzursuz ediyor...
dilin hücresinde sıkışıp kalmak...
gölgesinden aslını tahmin etme savaşı...
arada kalmış bir körlüğün sıkıştırdığı kalp...
... okuduğum kitapların çoğunu okumamış olmak korkutuyor beni...
mesela ben camus yu sevdiğimi sanıyordum..ya sevdiğim o değilse...naparım ki şimdi..

ciddi miyim...belki.

çok sıkıcıydı önemsiz ama büyük hikayeleri büyük binalı hayatın...ben de sofraya oturmayı beceremiyormuş gibi yaptım.

bir de farkettim ki..kurduğun cümleleri okumuyor karşındaki...vasat bir kaç cümlesi var bunlardan hangisini söylediğine bakıyor... bir sürahiyim demenle ben iyiyim demen arasında pek bir fark yok.o zaman ben bir sürahiyim de ve bırak kucağındaki cümleleri dökülsün yere.

kışkırtmadan huzur bulamayan bir ruh olduğum için değil sadece ...dil ...çiçek dürbününe benzer...bu dürbünden ışığı kaydırıp öteki olan bir dünyanın ruhunu sezmen gerekir...


başka türlü konuşmak...tabutunun çivilerini ağzınla çakmak gibi.


- Pazartesi, Nisan 9, 2007 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


virgülden hoşlanmıyorum...




nefes alıp verdiğim sonra kasılarak nefesimi tuttuğum yerleri duyun istiyorum...

cümlelerin sırf bu tuhaf esler ve esnemeler için toplaştığı yerlere hatta dokunun buraya bu tarafa gelin istiyorum.

yoksa yazmanın ne anlamı var...

önceden kararı alınmış kelimelerle soylemek yetmezmiş gibi bir de duracağım yerleri tabelalarla kirletmek istemiyorum...

virgülle beni kefenlemeyin istiyorum...

istiyorum bunu çok...

hayir kesintisiz cansız bir cümle değil benim istediğim
kelimelerin nabzı vardır.esleri ve heyecandan titredikleri yeri sezmek mümkündür..

ve sorun noktalama işaretlerine dair bu zaten
tansiyonu benim yerime yükseltip dindirmeleri.

herkes bir noktanın konacağı yeri bilir
nokta koymadım bu cümle kendini kendi başına bitirebildi işte.

bağırmama gerek yok ki çığlık atmak için...

virgülü seviyorum da aslında cok kıvırcık.
ama bana göre ait olduğu yerle olmak için yaratıldığı yer örtüşmüyor sanki...

noktalandığım yeri biri bulabilsin ütopyası ...ve nefes aldığım ama bitmediğim yeri...belki bir gün ...

en güzeli bence soru işareti..hiç bir şeye yaramıyor ama çok şık duruyor


- Saturday, Mart 31, 2007 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


cümle intihar etsin artık yeter.




kelimelerin en keskinini
sahibi görünmez bir elin bileğine sürtüyor...

o kelimeler ki ağzı mühürler...
kalbin tuzunu yutmaktan şişmiş
dişleri unufak eder demirden gölgeleri

koyu susulmuş cümlelerin dişlek gülüşünü silmek için...
harfleri çizen elin bileğini kesmeye çalışıyor..
suskunluk sözsüzlük olacak bir gün..
öylesine sabırlı.

- Saturday, Mart 31, 2007 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


Sözcüklerin Tam Eşi Yoktur..?






Bir kelimeyi bütün kelimeler için de seçen yazar,aklındaki anlama uygun söylenişi de seçmiştir ve bu sözcüklerin dizimini,cümlelerin tek tek harflerini neredeyse.

Kendi düşüncesini görülebilirliğe kavuşturduğu dil yaratımın özgünleştirici yapısı itibariyle özerkleşmiştir,bu dili çevirme çabası ilgili kitabın limiti almak ,mümkün mertebe yaklaşığını bulmak olacaktır.

Acaba...

Hiç bir kelimenin eşi yoksa ,öyleyse yeryüzünde diller kadar çok kelime ve böylece katlanarak büyüyen sonzulaşan anlamı kabullenmek gerekir bunu iddia etmek için.Öyle ki sonunda ulaşılacak nokta bir kitabın çevrilmesini değil okunmasını da imkansız kılacaktır.

Gene de çeviri kitaplarda araya sızan çevirmenin ki ustalaştırdıkça etkisini arttırması sözkonusu olabilir,gölgesini kitapta nçekip atmak ,evet bu kitap her ne ise onu okudum demeye insanın için elvermez.Hatta kitabı çeviren kendi yazarı bile olsa..

Buna gen e muhalefet şu olabilir,ana dilinde yazılmamış her kitap sen de bir çeviri etkisi yapacaktır.



- Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


Kelimelerin Görüntüsü:Dildeki Yansıma/Yanılsama






Bazı kelimelerin sadece anlamı değil sesleri de güzeldir ve insanda sadece işitsel değil görsel yansımaları da olumlulaştırır..

örneğin:

kuyu, sessel zerafeti aracılığıyla boğulmanın imgesi olarak kullanıldığında boğulmak gibi olumsuz bir deneyime estetiksel bir yetkinlik yükler ve ruhsal boğulma eylemini (daha ) hayranlık verici bir hale sokar,sokabilir.

örneğin j harfini içeren kelimeler çok çabuk elitleşir ve duru anlamlı bir şiir dizesi oluşturmak için iticidir.

ve ya örneğin kristal kelimesi "kolaycı bütün" kibar harf birleşimlerini içerdiği için bir cümleyi yanlış(planlı ya içsel bir serbestlikle farketmez) kullanımda şıklaştırırken bayağılaştırabilir.

nefti kelimesi benim içedönük bir anlamsal büyüye sahip olduğuna inandığım ve zor harflerin birlikteliğinde güzelliğini kazandığı için cümlede sağlam duracağını düşündüğüm bir kelimedir.

ya da "su" kelimesi anlamını birebir taşır ve suyun bütün olumlu hislerini insana ulaştırır(zaten yedeği de yok ya)

Yazarken aynı anlama gelecek iki sözcük arasından birini diğerine genelde yaratılmak istenen anlamsal bütünlüğe uygunluğu yüzünden değil de sunduğu görsel güzellik için seçer insan.

Bu edebiyatı içeriksel olarak boşaltır mı yoksa işitsel-görsel olarak kattığı boyutlarla derinleştirir mi?



- Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


dil...







Dil ,insanın insanla anlaşma zemininde ilişki kurmasından önce kendisiyle ve içindekiyle kurduğu ilişkinin aracıdır.Evrenle ve insanla anlamak düzeyinde kurduğu ilişki sonrasında ancak evrene ve insana anlatmaya ,yani dilin anlama ,anlamlandırma yetisi yanında anlatma yetisini kullanmaya başlar insan. Dil simgesel bir anlatıma zorunluluğun da aynı simgeler aracılığıyla yıkılma savaşımıdır.Dil,insanın anlayamadığı kendini anlayabildiği kendinde yeniden oluşturma çabasıdır.Ve dil ayrıca evrenin,insanın kendisinde arandığıdır.A,evet ,tabi bence.
Dil(sözlük anlamı):1)Ağızda serbestçe hareket eden,besinlerin tadını almaya ,bunları evirip çevirmeğe ,yutmaya yarayan ,insanın konuşmasında yardımcı olan,ağzın geri kısmında alt tarafa bir takım kaslarla bağlı uzunca bir et parçasından oluşmuş organ.
2)Bir toplumu oluşturmuş insanların aralarında anlaşmak için kullandıkları ,kendilerince belli bir anlamı bulunan ve gücünü o toplumun kültüründen alan boğumlanmış sesler dizgesi(lisan)
3)Belli dönemlere ,belli yazarlara vb.özgü sözcük varlığı ve sözdizimi.
4)Üflenerek çalınan bazı müzik aletlerinde titreşip ses çıkaran ince levha.
5)Bazı aletlerin yassı ,uzunca ve hareketli kısmı.
6)mecaz;Çekiştirme ,dedikodu
7)coğrafya;Denize uzanan dar ve alçak kara parçası.
(Kemal Demiray)
Dil,lisan,nutuk,kelam,zeban,langue,zunge,language,lingua....

Düşünceyi kelimelerle mi düşünürüz.Düşündüğümüzü mü kelimelere çeviririz ve çevirmelerde neler yiter neler kalır vs.Hiç bir kelimenin olmadığı fotoğrafsı düşünmeler var zihnimizde ve üstüste geçmiş yoğun anlamlarla örülü bu düşünceleri sözcüklere çevirmede aynı zenginliği yakalamaya uğraşma ,anlamı çoğaltan bir nevi yansımalı kelimeler ,anlatımlar yakalama sanırım dil üzerine kafa yoran çoğu kişinin nefret ve aşk noktasıdır,özellikle edebi yetileri de yoksa.Öte yandan öyle dil kullanımları var ki insan zihninin düşünme yeteneğini aşıyor. Sözkonusu dili bütün uzandığı anlamlarla kavramakta insan zorlanıyor. Hatta usta bir çok yazarın bile dilinin hızı yanında düşüncesinin nefesinin kesildiği yani anlattığı kadar çok şeyi düşünmemiş olduğu yerleri yakalayabilir insan.Birebir ,tam anlatıma ulaşma çabası insanın kendisini de tanıma çabası.Çünkü en azından günlük hayatta yuvarlak ifadeler arasında insan bilincinden çok şeyi farketmeden yitirebiliyor.Düşünceleri vs.anlatmanın örneğin müzik ,resim gibi yollarında dil daha az problem çıkarabiliyor ama sözcüklerin insanı her şeyden önce kendi bilgisine,bilinçliliğine iletme gücünün daha fazla olduğunu düşünüyorum gene de ve sözün oluşturduğu sanatın biçimlendirdiği evreni gerçek gibi değil neredeyse gerçek oluyor.Söz anlamı(algı,düşünce vs) anlam da sözü kovalıyor gibi,biribirleriyle gelişiyorlar.Birbirlerini sınırlamaya başladıkları nokta birbirlerini özellikle geliştirdikleri yer olabilir.

Düşünce dille olmayacak kadar hızlı.Hatta düşünce mümkün mertebe gözlendiğinde içiçe farklı anlamda boyutlarla düşünüldüğü farkediliyor.Ancak dilin de düşünceyi kıvılcımlandıran ,iten bir yapısı var.
Bazı yazarlar az sayıda kelimeyle çok anlatmanın dilde ve yazı da ustalaşmak olduğunu düşünürler.Çünkü kelimelerin işi kotarıcı yanından daha az yararlanılır bu tarzda.
Bir de dilin kendi gelişiminin nasıl olacağını zorlayan yanı da var.Bunun kaynağı insan mı yoksa dilin kendine özgü ayrı(ne bileyim mesala çok iyi programlanmış artık kendi başına çözüm üreten bir bilgisayar gibi olabilir) bir yapısı mı var biçiminde bir düşünme ve ya araştırma da var.

Taş 'a taş dememizi sadece bizim ona yaklaşımımız sağlamıyor,taş da yapısıyla buna katkıda bulunuyor.İşte evrenin bir dili var ve insan dili onu mu okuyor diye bir soru geliyor o zaman akla.


Bir de dilin şöyle enteresan bir yanı var ,insan onu kullanırken farkında olmadan esas ifade etmek istediğinden fazlasını açık edebiliyor.Ve ya kelimelerinin büyüsüne kapılıp yazan kişi gaza gelebiliyor.Dil insanı yönlendiriyor mu sorusu ve ya bilinçaltında mı insanın dille farketmediği bir ilişkisi var sorusunu da bu akla getiriyor.


Kendi eski sözlerimizi bile zamanla aşıyoruz zaten.İnsan sözle, söz insanla durmaksızın gelişiyor.İleri ya da geri ama devingen.Dil durduğunda daha yıkıcı bir biçimde geri düşüyor çoğu zaman ve çok az zamansa birden bir sıçramayla ileri atılıyor ,çünkü içsel dil bu sefer devinimi sürdürmüş oluyor.




- Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı







fotograf:nilgün kara