| z/uyku |
nefesin ruhu ruhsuz bir
karakutunun nefesinden tütsülenmiş ruh ayla birlikte eve girer ve
cesedi yorgunluğundan soyup kışkırtır kenti geride bırakıp ormadan
aşağıya sarkmak için.
sır gibi bir sessizliği cebine sokup yürürsün. korku için yer yoktur..hava sıkı sıkıya başdöndürücü bir kasvetle doldurulmuştur. hayat...kaybı için sinirlenir ve dönüş yolunu çeker ayaklarından. 07:52 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {7} - heceye nefes'kapısıSadece Kendinde Kaybolduğunda İnsan Bulunamazdır..İnsan eninde sonunda bir yerde hayatın uçurumuna açılan bir çatlağa rastgelir ve geçmek ve ya kalmak üzere kaybolmanın derin sularında boğuşmaya başlar.İnsanları ayakta tutan o zayıf bağ,evrenin tanıdıklık hissi verişi geri çekilmiştir, bilinen hatta sevilen yüzler anlamsız boşluklara hatta tehdit edici gürültülere dönüşmüştür.Kişi en kötü başarısızlığını da kendinde yaşamıştır üstelik.Nerede başladığını nerede bittiğini bilmediği,artık kokusu ,şekli kendine tamamen yabancı bir benlik içinde hapsolmuştur,üstelik yabancı olduğunun aynısı olmak hissi iyice çapraşık hale getirmiştir varlığını. Aynaya bakar,gördüğünü tanımaz.O artık kayıplar listesindeki yeni yüzdür. Öteyandan bazı zamanlar vardır ki insan özellikle kaybolmak ve silinmek ister.Kaybolamayacak kadar büyük oluşunun fiziksel şartlarıyla sağırlaşarak ve körleşerek başetmeyi seçebilir.Gönüllü gibi gözüken bu kayboluş da yukardakinin bir versiyonundan başka bir şey değildir ve geri ç.ağrılmak için gene kaybolmuş bir insan vardir karşınızda. Bir ilginç noktada kendikendini insanın geri çağırması olsa gerek.Bir yerlerde bulduğu sağlam bir zemine dayanarak uyuduğu kayboluş uykusundan tıkanmış hayatı algılama damarlarını tıkadığı gibi kendileri temizleyen insanlar.Kim bilir brlki de işbaşa düştüğü için ,kimse kendilerini çağırmadığı için böyle ayılırlar ,belki de en güzel böyle zaten dönmek mümkün oluyordu. Ne zaman kendini kaybolmuş ve bulunamaz,geri çağrılamaz hissettin desem bu çok özel bir bilgidri,ayaküstü bir topikte haykırılamayacak kadar belki...Öyleyse doğrusu insan ne zamn kendini kaybolmuş ,yabancı ve hayatın en basit eylemelriyle bile başedemiycek kadar kendini olağan zamanlarından kopmuş hisseder diye soruyu kamufle etmek olacaktır. Burada önemli bir ikinci soru,kaybolmuş bu kişiyi geri çağıranın ne olduğu olabileceğidir... 02:32 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıneşeli batış...yürürken aynı bakan yüzlerin bazısında tabuttur gözbebekleri. her bakış bir çukuru , gizli kalmış bir toplu katliamı açığa çıkarır. her gülümseyiş uğursuz bir bedduadır ..ağız kahkahadaki yolunu tamamlamadan gök uysallığından boşanır ve çiçekler baharlarında suçüstü yakalanıp manşetsiz tutuklanır. sessizce şehir askerlerini karnından nehre boşaltır kızıl bir boğulmayı uzak krallıklara taşımaları için.. sessizce sessizce çamura yatırılır güneş..yazının yorarak eğdiği parmaklar heyecansız bağlarlar sabahları bitimsiz gecelerin kullanılmış gölgesine. bazısının yüzü cenaze taşır ama neşe kusar. alışmışlığın ustalığı gereği. 07:25 - Pazar, Aralık 10, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıcan you see me....yüzüm yarıldıkça arasından akan yüzlerim... kendi kırılmış ayımın düşlediği gemilerdi geceyi yüzerek aşabilen... 07:22 - Pazar, Aralık 10, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıgeCeden artakalan. . ... biz anlamsız bir mucizenin güneşiydik... kendi karanlık suyumuzda sönmüş... sönerken gürleyerek kanamış ama canda acımayı unutmuş... ...çok sonra bir gün anımsanmış kalbi oyulmuş bir yıldızın sessizliği... gülümsemenin üstü ezilerek yola devam edilmiş... 07:20 - Pazar, Aralık 10, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıgüneşleşyazdı...güneşti sapsarı bir halka. ışığını göğsünde boğup...aklında kanatıp söndürmeyen....kibirli bir dikilişle akşam sefalarını ürkütür hani..gözlerini yumar sefanın dikenlileri...akşama kadar ses etmez...ay tülünü gerince hafiflerler...kolları uzanır hayatsı suya... sonra güneş,gece başlamadan az evvel insafa gelir ...kalbi korkusundan çeken amber tenli kelebekler salar... yokuşu hatırlıyorum... bin serçe içimden kopup benden önce varırdı sana... kesilmiş kafaları ben ulaşmadan gözlerini yummayıreddetmiş-bulurdum onları hep.... ruhuna kuş tüyünden örtü nasıl yapılırdı sanarsın ki hem... dönüş yolunu bezeyen kan kızıl adımlarımı say.... her biri için bir küfür olsun selamın... ... 07:17 - Pazar, Aralık 10, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıkesik&yaşıyor musun... hem nasılsın...iyi misin... mutlu musun... sabah uyandığında ....herkesin uyandığı güne ayakların usulcacık kayarken... ve yattığın uyku değil uyuduğumuz... güneş bizi çağırmaz yumuşak... sıcağı yağlı bir karmaşıklık içinde kopararak benliğimizi mıhlandığı etinden...çekip alırken... avuçlarımızda nefesimizin hüznünden taşan kan... kırılmış kelebek zarları ardımız sıra uğurlayıcı.... sabah uyandığımız nefretin küflü ağı- ayaklarımız ki yosunlanmış ağır ama ak taş... yaşıyor musun...güzel... umuyor musun... güzel... uyandığımız kalbini gözlerimize batırarak kör eden bir dünya... dostlar ... yakılmış boyunları yüzünden sesleriyle ruhları arasındaki yolda yitmiş... kızmadık...incinmedik bile..ve hatta anılarını savdık-kırmamak için. duyuyor musun... hayat kulaklarımızdan içeri... sancısı dinmez bir korun hırçınlığıyla dalıyor... yokuz bugün de... ararsan... gelme...evde kimse yok... herkes avlanışının...gölgesinde...eğleniyor... küskün/boğuk. 07:16 - Pazar, Aralık 10, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı...avuctaki kesikten sızar rüzgar... içine birikir ...öksürmek zorunda kalırsın...kirlenir kağıt...lekeden yazgını okursun... uğultusunu sözün güneşin ısıtarak gevşettiği güncel hayat içinde sezip anlamı ayıklamaya çalışırsın...anlamsızlık girdabı derinleşir...kalan,rüzgar yani- boynu gezen iptir. ! düşen karları seslerinden tanımaya çalışıyorum-hala 07:12 - Pazar, Aralık 10, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı&uyumak
&uyumak
sen uyuduğunda... kent çöker dizlerinin üstüne.../yalnızlaşır sokaklar, sanki kedileri dillerinde bir kurşun ağırlığı, patlamaya hazır bir küfür sırtında dolaşır gibi korkmuş.... kafasını suskun bir aleve gömer.../ boşluğuna değersin ruhunun...dokunuş sarsar... sırtına binlerce bıçak değer hınçlı,avuçları oyar kalem.... ölür kent uykuya hasret...gözkapaklarındaki mavi kahır halkalarından tanırsın hani kaybolsa/adını ağlamak koydukları - oysa balıklarını yüzdüreceğin okyanusundur ... ağrı sanılır. bazen ama sen uyandığında dirilemez... kilitlerin içgeçiren huysuzluğu şafağı saf coşkusunda tepetaklak yakalar.... affı bile zehir kılıçların öfkeyle tüten terinde olgunlaştırılır ses-zarını yitirir anlamlılığın,terkeder sözdeki yerini. kalbi büken bir ağrı kokusuz bir çiçeğin sıkıntısıyla yerleşir merkeze. bellek kendinden yılar. öyle ki, saklanır sonunda kent derisinden içeri sızarak... haritanın hüznünde bir kayıp dışarlıklı... isimsiz bir hıçkırık... hatırlanamaz bir düş... mırıldanan adak gülü...nefesi ciğerinde öksüz koyan... diriltmesinler hem... hatırlamasın tepelerini kutsanmış gibi bir hevesle bürümüş gelinciklerinin ölümsüz bir kırıklık taşı olarak düştüğünü -yere. 14:09 - Salı, Kasım 21, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıküskünlüğün iç çeken güzü....keyf; damarlarıma saldığın gelincik avuçlarımı kemirirken düşlü hecelerin amberle tutuşan benliğine kayıyorum... güvercin kanadının pençlediği bir gün dönümü kaygısızlığın astarını dikiyor. hatırlanıyor sarkan gündüzlerin nefreti. yapraklarını küçümsüyor ...hepsinden kurtuluyor bir gece de hem de...ağaç... sabaha varmam ,bu gece deliririm. keyf; bilmiyor yüzünü, bildiğin gibi... yüzü yok...susuyor... keyf, uykunu ıskalayıp kalbine doğdu mu sessizlik... yazgı yazgıya açılmaz...yazgı yazgıya delinir.... alnı kelebek tutana düşüş.... sen geçerken, çivilerinden sökülüyor evler... incineceğin her yer kum olup kapanıyor sivriliklerini göğüslerine gömerek... keYf... neden inanmıYOrsun çığlığa ve aYa ve bu biTmeYEn geceYE...ve kanatların güneşten korUYacağına... ve ölümsüzlüğün kUmru zerafetinde süzülüp davet edeni kendisiYle boğacağına... bu kaçıncı tarikat geceye ve gündüze karşı kurulmuş.. atla gel... birlikler kendi yüzlerini yalıyorlar aynalarında... kır gel... cehennemin ya da cennetin olsun ama senden dolayı olsun.... gece güzel...yağmur güzel...vahşet güzel...zaman kılıcını indirmeden kendine gel... * geciken bunalım tugayına erken varır kurşun ağıt .... hüzün bilinememiş aksak sokaklar edinirken,sayıklarsın dönüşsüzlüğü... gece boyu elleri kerpeten düşünceler soluklarını alevden bir göksel neşeyle uzağına dönüştürürken için zerrelerine küser ve dışın kavrulur inceden inceye değen nazar uğruna. sözleri boşluğun can çekişmesi bir şarkı söylersin,devrilirken surları kurulması ertelenmiş bir kentin. güzel sevgilerini kelebek yapıp uğurladı. güzel sevgilerini kelebek yapıp uğurladı. güzel sevgilerini kelebek yapıp uğurladı. bir cinayet işlemek zorundayım... böyleyim... itiraz anlamsızlığı tarif edile gelen bir habis endişenin adi suçudur artık.... ciğerlerimi örten mermer katılığındaki havayı kırmak için hayran olacağım bir kadavra masası kurmak zorundayım.. içorganların hızla bozulur ve konuşurken bir volkan ertesi küfü, yüzündeki zayıf düşmüş sorgu çiçeklerinden yayılan kasılmalarını örter. düşler birbirinden arsız....kalbi buzlaşmanın ejderi olarak fetheder. endişe yersiz...soğuk yüzünü en sevdiği ,kendisi... .... . . . ara sokaklar leş dolu...gömmeye üşenir olduk görmeye alıştığımız gibi.. ışıltısı gözlerimizi delen tuzdur dudaklarımızı yakan isim. artık buzlu bir kayışın gıcırdayarak sürtündüğü eskimiş saat dişlerinden sarkan an pıhtıları gibi solgun... sesi çok uzakta mahkum..ya işitilir ya işitilmez... böyle görmek için gözlerini yuvasında ters döndürmek gerekiyor. artık ...kırık bir deprem hattının etrafına dizilmiş sinirli bekleyişler gibi... . 13:42 - Salı, Kasım 21, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı |
![]() fotograf:nilgün kara
![]() toplam ~ 47sayfa.... dizayn:buZ öteBüyüLer .......... logo.tüy: ![]() radyo logo.su: |
