(gözükmeyen kuşlarını toplar gözüken yorgunluklar yapar.gözüken yorgunluklarına gözükmeyen yaşlar saklar.bir saydam nehir..öksüz balıklar..renksiz yosunlar.gözüken ayaklarıyla suya değer.görünmeyen bir ölümle döner.
dostlar için davetiyeler işler kapalı harflerle.)
biraz ötesinden biraz berisinden ittirse...bir kuş ibiği gibi değil midir şu virgül. ve kanatları gibi uzanmaz mı sözlerin tılsımı .vurur kağıttan duvara.uzaklara gölgesinden bir kırlangıç sürüsü havalanır .
biraz ittirse..bir kuş gözü gibi değil midir iniltili söz araları..söylenmeden önce söz için etinden tırnakladığı suskunluğu. gök içini oyan ay kırgınlığı , bir kuş gözü gibi suskunluğu.
(kalp oltasını derine attığında göz canından boşalır.
bir şiir yazıyorum der. karahindibaların tozunu suçlar.
gülümser..yağmurla örtünür.sağırlıklara güvenir.
hem zaten bir şiir yazıyordur.yoksa bu çıkmayan bağırdaki küf neyin tortusudur ki.)
ama bir şehir dökülüyor ellerinden kağıtlara...parçaları bir araya getirmek için cümlelerin arasına birer kibrit çöpü. ..sen esince.. uçları toparlanmayan şehir....sonra elleri..sonra güneş bile..sonra her şey ateş...
biraz ittirse..bir kelime ..küçücük bir inanç..bir kuş kanadı. yıldızları gibi gecenin..olmayan bir göğü aydınlatır mı.
(avuçlarını örter ..bir oradan gözükür kalbin deliği.
herkes düşer içinden..herkes içine düşer.
bir oradan kopar düşlerin kiyameti.
susmak..parmakların kağıtla kör anlaşması.)
dikenli bir kafes ..kelimeleri içinde..herkes gelmeden önce kendini avlıyor.
(bazen tutmayan dileklerin ölen yıldızlarını biriktirir. öksüzlükleri yatıştırır)
22:54 - Cuma, Mart 20, 2009 - {1} -
şiirin bir mısrası çiçeklerden...bir mısrası ölülerden
başlayalım lütfen.neşeli hatta güler gibi bir tonlamayla.
önce flütün sesini duymak istiyorum.
rüzgarın daveti gibi parmakların arasına dolanacak kadar zarif,ısrarlı...
tek başına ..geceyle başedebilir mi incecik bir flüt sesi.
karanlık bir evden bir adam çıkıyor.
gözleri bir baykuşunki kadar keskin.
çok uzakları tarayabiliyor.
çok uzaklardaki odasız bir çatıda bir kız gölgesi titriyor.
karanlık bir evden bir adam çıkıyor.
neşeli hatta güler gibi..yer yer kahkahalara boğularak.
flüt sesinin altından kelebeklerin kanat sesi yükselsin.
baharı geçirmek istiyorum dinleyiciye.
içine insanları yerleştirilmemiş bir evren gibi umutlu,bekleyen bir bahar sesi.
neşter izleri yaldızlı bir adilikle saklanmış bir bahar sesi.
hadi.
[kalbimi sanki tuzlu bir suya koymuşlar.
oradaki yangın gözlerimden taşıyor.
sanki bütün şehri tutuşturuyorum.
sanki kırgınlığım dehşet ölümler yaratıyor.
suçlanıyorum.
sanki yanıklarım yüzünden asıyorlar beni.]*2,5 defa
-bir boğulma kalan yarımı tamamlasın-
dansedenler; saydam giysiler icinde.
bedenleri de saydam.
dekordaki dalgalanma dansın sınırlarını çizecek.
dansı bu görünmez su izleri betimleyecek.
adımlarınız küçük..adımlarınız dev..adımlarınız şen..
adımlarınız alaycı..adımlarınız küskün...
vücut dik..göğüs dışarıda...hadi.
-göğüslerinin ortası siyah...damlayan incecik bir siyah sıvı.
dans bittiginde simsiyah bir yazı kalsın.
kemik.dilek.rüzgar-
notalar tahta bir masaya çizilmiş ve dibine not düşülmüş:
-tutulamamış titrek bir dileğin
kırılmaya mecbur kemiğiyim ben
rüzgar geçtikçe her yanım sızlar.
hep kırıklar yüzünden.
çok rüzgar alır dileklerim-
kocaman bir deve görüyorum fincanında.
ağzında bir kutu.mu tabut mu yoksa.
sana doğru mu geliyor geri geri mi gidiyor anlamadım.
burnum kanıyor.
bir kaç gündür.damlaları izliyorum.
insanın içinden çıkan bir yağmur gördün mü sen hiç.
bir makas ver.
kesişen yolları keseceğiz.
notalar balık ölüsüne benziyor.
notalar kötü kokuyor.
şiirin bir mısrası çiçeklerden...bir mısrası ölümden.
kelimeler yerine ahşap üstünde adım sesi.
gelmeyecek ama kimse.
adımların hızlılığı ve yavaşlığına göre
kalp rahminde içine büzüşecek ya da
dışarı pörtleyecek.
gelmeyecek ama kimse.
usul usul bir sırnaşıklıkla başla şarkıya.
bir duvarın yalnızlığını gidermek yerine
umutsuzluğunu törpüleyen şarmaşıklar gibi.
hadi.
[sanki asitli bir sıvı icinde köpürtüyorlar nefesimi.
temizlemek için ; kumlardan,taşlardan,soğuk isimsiz bir günden.
çığlık atmak yerine yankılanıyorum
kalbim boş bir yıldız olup yankılanıyor
ellerimden tavuskuşları doğuyor kışların toprağını örtecek kadar ak.
ve aklım buz gibi yankılanıyor.
bu sesin bir adı yok.
ya da adını söyleyen hemen ölüyor.]*2.5kez
-yarım kez incin ve dağıl..uçurtmalara benzemeni istiyorum.
kırmızı ve mor..gökyüzünün griliği önünde yarım ağızlı bir
nefret gibi.-
müzik kuşların uçmayı unuttuğu göğüdür.
bir ölümün anılarak unutulmasıdır.
hafızasız bir günün gayri ihtiyari altının çizilmesi
yaşayacak da başka bir gününün olmamasıdır.
ama şimdi keman.
su sesi yerine.
günlerdir parlak yüzgeçleri ışığa küsmüş balıkların
kaderi için.
ki yüzgeçlerini parlatan gecenin kalbidir.
okyanusların geleceğini emen bu kalbin kırılganlığıdır.
daha neşeli.daha tempolu.adımlarınızla yerin kabuğunu yırtmak ister gibi.
o en derin gömüdeki ateşten bir parça çek.
evlerin tavanlarına solmuş yıldızlar yerine.
hadi.
dans etmelisin...
midye kabukları gibi kıvrılan adımlarla.
kabuklarının kenarından sızan kızıl listede ismini arar
yolunu yitirmiş aşıklar.
kimse kendi kanını diğerinden ayıramaz.
adımların ağzını açmış bir alev kuyusu olsun.
meditasyon: önce gözlerinizi yumun.
kendinizi güzel bir ırmak kıyısında yeşillikler üstünde
ve güneşi kıskandırırcasına parıltılar içinde hayal edin.
o kadar huzurlusunuz ki..ruhunuz içindeki bütün ağırlıkları atmaya hazır.
herşeyi affetmeye.
geceyi bağışlamaya
ve onu yollamaya hazır.
çağırın onu.
sizle konuşması için çağırın
-çağıramıyorum o ben çağırınca hiç gelmez.
ne zaman gelir.
ben gelmesinden korktuğumda gelir-
şimdi onunla konuşun.
yaşadıklarınızı anlatın.
-yaşamadıklarımızı hatırlıyorum hep.
yaşadıklarım...ölüme benziyor-
şimdi ona teşekkür edin
ve onu bağışlayın.
-dişlerimin içine kanı kaçıyor-
-galiba onu ...
ısırıyorum-
bağışlamasız kötü ruh seni.
-affetmeyi hatırlayamıyorum.
oysa istemiştim-
şiirin bir mısrası çiçeklerden...bir mısrası ölümden.
sadece ziller..binlerce zil..
yüzbinlerce zil..milyonlarca zil...
ayni anda..notaları veriyorum:
kar.kan.kırmızı.kor.köz.korku.kıyım.karanlık.keskin.kemik.kemik.kemik.kalp.
her kalp kendi yatağı olan rahimde atar.
ama annesi taşımaz bu rahmi.
her kalp öksüz bir kordonla beslenir.
karanlık bu kordondan kana sızar.
her kalp gece kadar şişer.
her kalp gece kadar şişer.
her kalp gece kadar şişer.
gece kalpten çok büyüyemez.bil.sey.din.
[sanki gözlerimi bir kavanozun içine koydular.
gövdemi ayırıp attılar.
yürümem imkansız.kaçmam imkansız.koşarak kapanmam.
kutuma imkansız.
görmek zorundayım.kapaklarımı..kalkanlarımı aldılar.
kanım olmayan gövdemden taşıyor.
dünya aktıkça bakışlarımdan.
gövdeleri kırmızılaşıyor sokaktaki herşeyin.
özür dilerim.
onlar benim yitme çiçeklerim.
kediler toplayacak.
yelkenleri kaynağı bilinmez ağrılarla şişmiş gemilerime taşıyacaklar.
başka ülkelere gideceğiz.
çiçek olup..]*1kez yeter.
dansçılar! düşün ve ölün.
-çiçeğin gölgesi harf
gümüş ibrikten hüzün suyu döküyor.
bu harfin şeklini almaya çalışıyor kalp.
kenarlarını kendine benzetmezse
hüznü döküp arınabilir sanıyor.
şiir böyle bir çarpıklık arıyordu tam.
hercai.umursamaz.gecenin içinden
eve hücum ediyor...
dil gövdesi tarafından lanetlenmiş
af ...af biraz af.-
telvende kum var.
kumdan bütün heceler.
-avucunla sil .bana söyleme-
notalar kararsız bir el tarafından bir kartona yazılmış.
karton yağmurlar yüzünden incelmiş kağıtlaşmış.
saçakları var.
ve bu haliyle çocukluğundaki asmalı evi hatırlatıyor.
notalar yüzeyinde zıplayan balıklara aldırışsız
dalgalanmayı bırakmış
kırgın bir deniz gibi.kıpırtısız duruyor.
notalar kar gibi kokuyor.
öksürdü.kalbi düstü ağzından.
sonunda.
doktorun alnını sildi hemşire.
bebeği babası olan siyaha gösterdiler.
ki nilüfer bahçeleri vardır.
tek derdi renkleri göremediği için çiçekleri
cesetlerinden ayıramamaktır.
gülümsemesi yamuk.irsi olmalı.
Hakkında: kum biriktiriyorum..ay yapcammmm..
İlgi Alanları: virgülleri silip cümle içi kazalara sebebiyet vermek
Diğer önemli kişi: yıldızlar ve dalgalar
Eğitimi :Hayal ve Kar Sesi
en sevdigi filmler : ben ve kötü huylu harfler
aydaki bütün kediler
herkes vampir ben zombiyim.
şimdi koro:
çok çok titrek bir kız varmış.
çok çok zorba bir gök varmış.
çok çok titrek kızı çok çok zorba gök avuçlarında parçalarmış.
çok çok titrek kızın kanı gökten çokmuş.
ölmezmiş kız.hiç.
benim gölümde dansediyorsun...benim dalgalarımı eziyor ayakların.
benim yakamozlarımla kirleniyorsun...benim balıklarım teninde ölümün yaralarına
dönüşüyor...benim yosunlarımı içiyor pis bir geceye benziyorsun..benim suyumu
kırıyorsun sonra.
akvaryumumdan düşüyorum..kırıklar içinde hapsoluyorsun...
kötülüğün kadavrası gibi.
yüzleri soyulmuş adamların ellerinde dikişlerin patlıyor.
kapkaranlık kuşlar fışkırıyor karnından.
ama bunu görmek beni acıtıyor.
ve;
seni bağışlıyorum...
ve seni bağışlıyorum...
af
uykularımı düşle dolduruyor.
gözlerimi gülümseyerek yumuyorum.
koro:
çok çok titrek bir kız varmış.
titremek rüzgarları çağırmış.
uçmayı öğrenmek için rüzgarın elini tutmuş kız.
rüzgar başka göklerin adresini biliyorsun.
rüzgar başka göklerin evine götür beni.
...............................sen içinden çıkmış bir yağmuru hiç seyrettin mi.
19:43 - Cuma, Ocak 16, 2009 - {yok} -

Dark Cabaret şarkılarını sever misin...öldüren ve ölen bedenlerinden yükselen yakıcı buğu
taarruzu arasında eğlenmeye çalışan insanların hastalanmış müzik zevkidir.
..ağrı eşiğini aştığında yaranın dikine gitmek gerekir..
Bir anda üzerine kargacık burgacık yazgılardan ağır asitli bir hava yağmış sirklerin, eriyip
küle dönmeden önceki son gülümsemesidir...
Ya da çocukluğunda saklanılacak sıcak anılar bulamayan insanların atlı karıncaların
şakaklarından sızan tuzlu siyah sıvısıdır...
Düşlerindeki kırıkları ağır makyajlarla saklamaya çalışan palyaçoların çürüyen - körleşen
-körlüğünde bütün denizleri ,evleri ,sokakları içine çekecek girdaplar yaratan gözleridir.
Dark Cabaret şarkıları .... kendi yaraların arasında kıpırtısız kaldığında eşlik edebileceğin
tek müziktir. Damakları hüznün buharıyla yakılmış ,bu yüzden harflerin biçimini alamayan
bir ağızla çıkarabildiğin bütün mırıltılar: tekinsiz bir neşenin , öldürücü bir ön delilikle
flörtüdür çünkü.
İsmini şimdi hatırlamadığım bu adam , kulaklarını çocukluğundan beri sevmezdi.
İsmini hatırlamayaşım elbet benim inceliksizliğim değil, onun ismini duyduğunda gösterdiği
tedirginliğe duyduğum saygıdan..
Hayır , ne alakası var..kulakları asla çirkin değildi.. Porselen bir oyuncak bebeğe
aitmişcesine mükemmel kıvrımlarıyla dünya üzerindeki bütün sesleri ele geçirebilecek bir
kıvraklıktaydı ...Sorun da buydu...sessiz seslerin hepsini duyuyordu..
İnsanların konuşmalarının arkasındaki gürültüyü..o tek kafadan bile bin bir tonla çıkan
alçak sesli fısıldaşmaların hepsini,hepsini ,hepsini duyuyordu.
Seslerin saklı titreşimlerini duymak demek; bütün dünyanın yalanlarını bilmek demek...
bütün yalanlardan artakalanın ancak hayat olabileciğini anlamak ....
anlaşılacak hayatların hiç birinin var olmadığını sezmek...
sezdiklerinden sonra artık yaşayamamak demek....
Hem bu kadar değil.
ağızlardan çıkan yüksek sesleri de duyuyordu o.
Söylenmiş bir sözün, o söze uygun diye geçirilmiş tonlama çerçevesinden taşıp ...büyük
dalgalar halinde bir adamı karanlık bir anlam denizinde boğması....
Hmm..mesela bir kibrit çöpü düşürdüğünüzü farzedin. Siz onun yerle temasını duyamazken
hemen dibindeki bir ..böcekler arasında en çok onları sevdiğim için...hamam böceği
...sırtlarının opal taşına benzemesini görmemize engel değildir sevimsiz ünleri sanırım...işte
bu böcek için yıkıcı bir ses fırtınasıdır..Ses ve sese duyarlılığı yüzünden ,yankılar
arasında esas söylenenin çok uzağına düşecektir bu boyuttaki bir dinleyiş.
Dildeki anlamla ...kalpteki küfür arasında köprüyü kurmak olarak açıklanır bu...sanma
olarak değil demişti bir ara bana....
Yalan söylüyorlar...Hep yalan söylüyorlar..Bütün gün bir yandan söyleyecekleri yalanları
üretip diğer yandan yeni üretilmiş olanları kullanıma sunuyorlar..Stoklarında da düzenli
olarak zor günler ve ya panik anlar için yalan
biriktiriyorlar....Kendilerine,sevdiklerine,sevmediklerine...Hiç kimseyi bulamazlarsa
duvarlara....Üstelik çoğu zaman sanki masumluk düzeyinde bir özensizlikle ...yalan
söylüyorlar.
Bunca yoğunlaştırılmış bir yalan söyleme süreci ömürlerinin bir kaç katına denk geldiği
halde hiç biri hissettirmeden ...yalan söyleyemiyor... Hani gün gelir sırtınızı rahatça
yaslayabileceğiniz ustaca bir yalana razı hale gelirsiniz..öyle değil....daha sözleri
ağızlarından havaya değmeden yamulan ....daha siz inanmak için bütün sezgilerinizi
kapamadan açıklarına takılıp düştüğünüz..kaba saba...ahmakça bir şekilde söylüyorlar
yalanlarını...
Çünkü herkes söylüyor..Çünkü kimse diğerine neden diye soramaz...Çünkü yüz göz olmanın
en düşük haliyle düğümlerini attıkları bir ilişki manyetizması içinde bütün yalanlar üstüste
yığılıp iyi kötü içlerine sığabildikleri bir evren oluyor..
Ben gelince sahneye...daha parmak ucumla değer değmez...ayaklarım ,ellerim,burnum,ağzım
giderek küçülürken kulaklarım büyüyüp; o evren dedikleri şeydeki tanıdığım bütün
yüzleri,bilme gafletine düştüğüm bütün bilgileri , ve adresleri ve binaları ve hatta binalara
değen ağaçları bile ayrıştırıp toza dönüştürüyor...
Bir iç çekmeden ibaret oluyor dünya...Hangi taşa basıp hangi buluttan hayata sıvışacağımı
bulamıyorum...
Ben hatırlıyorum..Adam sağırlaşması gerektiğine inanıyordu..Sanılanın aksine meselenin
görüntülerde ,kokularda ya da dokunulanlarda değil seslerin içinde olduğuna inanıyordu.
Hayatın özü ...ve canlıların ruhu ...ve evrenleri ayakta tutan bütün fizik kanunları seslerin
tınısından ibaretti ...
Önce sesleri kendi içinde minimalize etmeye çalıştı...Kulakları içeriği taşır taşımaz beyinle
arasına bir bağlantı olmadan hemen önce onları parçalayıp makul ses paketlerine
indirmeye..
Bir cümle söylüyorsunuz diyelim...Öncelikle o cümleden bir kelime eksik duymaya çalıştı.
Sonra tonlamaları yumuşattı...Virgülleri azalttı..Hoş kimse anlamak için süre tanıyacak esleri
vermiyordu ya ...Her neyse...Seslerin birbirinden farklarını azaltmaya calıştı..
Arka plandaki sesleri bastırması için ön plandaki seslere yüklendi...Kedi sesi,kuş sesi,dalga
sesinden yardım istedi..
Gerçekte varolmayan bir sağırlığı bilincine kabul ettirmek için ses sistemi üzerinde
atlanabilecek bütün taklaları attı.
Sana örneğin aptal diyorsa biri ...Bu insanlık adına bir yıkımdır.
Bir kişi bir başka insanı göz göre göre bir acıyla hem de anlık bir kararla bırakabiliyorsa
herkes herkesi öldürebilir demektir...derdi bana.
Söylenen her güzel söz , söylenmek istenen özden büyük , ve her kötü sözde bu özden
küçük bir yankıyla iletilir.
Çünkü kelimeleri çeliği parlayan silahlar olarak ellerinde tutmayı severler.
Öyle ki..bir gün görebildiğin herşey eğri büğrü ağızlar olur..
Ve karşılarında tek bir kulak olarak sen..
içine boşaltılan kirli suyu sürekli sürekli dibinde biriktiren bir kulak.
Sağırlığı tasarlamak seslerin girişini engellemiyordu ve ya özlenir dönüşümünü sağlamıyordu...anladı.
Bütün bu kelimeler...bunların içinde tek biri yok ki kendiliğinden orada olsun ve tek biri
yok ki beni sınırlarını ,dokusunu,çıkışını kendi başıma bulmam ya da uydurmam gereken
bir belirsiz anlamlar kuyusuna itmiyor olsun...
Anladım ki sonunda konuşmak gibi dinlemek de imkansız.
.............................................düşmekte olan bir uçaksan , içindekileri doldurduğun bir
karakutuyu en yakınındaki insana emanet etmek istersin..en yakınında sadece ısıran
kelimelerin flu sahipleri varsa ....yazmaya başlarsın.böyle can çekişir gibi ..kan ter içinde
hiç bitmeyecekmişcesine gücün..yazmaya başlarsın..harflerin zalim saldırılarına kendi
başına direnir ve aralarından sıyırmayı başardığın anlamları sana benzeyen bir
geçmiş,şimdi ve gelecek yaratmak için kullanırsın..çünkü herkes yaşamış olmak
ister....ölmeden önce bir kez yaşamış olmak....
..........................................Konuşma gürültürleri içinde,cılız incecik bir sestir sesin..Ne arkasında
gölgesi -karanlık bir iç anlamı- çok yüzlü bir niyeti vardır..ne de önünde günlük hayatın
geleneği olan avlanma gayesine dair bir yükseltici tonlama.Sadece kelimeler ve kalbin
arasında kurduğun denklik...Yani ne kadar olabiliyorsa işte.
cılızdır..
Cılızlığın her gün bir koca göbekli seslenişler çılgınlığı ortasında paralanarak evine döner..
Bir haykırış ya da küsüş gibi kalın çizgili harfler çizmek ....Ya da incecik harflerin kar sesi
kadar saydam ve zarif dansını izlemek arasında karalanan binlerce kağıt aslında
deliliğinin tuğlaları gibidir..Seni rüzgardan ve soğuktan korur...
....................................Bir gün bir kanser hücresi hayal ettim...Dallarını,ulaşabileceği yerleri
geniş tutabilmek amaçlı üretken kıldım...Bir dost gibi ,kalbi saran sıcacık bir kucaklama
gibi ,yumuşacık bir gök altında sevgiliyle sohbet etmek gibi pürüzsüz dokunuşlar verdim
ona...Yayıldıkça korkusuz bir teslimiyet hissiyle kucaklayan böylece cesareti teşvik eden
bir alanda sınırsızca koşma hakkı verdim...
................Kulaklarımla bağlantılı her yere yayılması için ....bir doktor titizliği ile anatomi
kitapları okuyup...duymaya dair...duyuşa...ve sonunda hatta hissetmeye dair bütün organları
eksiksiz hayal etmeyi öğrendim....
Kelimeleri bu kadar iyi ya da çok yönlü duyman aslında onları çok sevmenden
kaynaklanıyor.Sırf duyduklarından ürküp duyabileceğin bütün sözlerin önünü kesmen
kendine yaptığın bir haksızlık değil mi demiştim...Şimdi bile ürpertir beni gözlerindeki o
kararlılık...
Bir insan için, kendi içinde insansız tek alandır...Herhangi bir şeyin yokluğunu
seslerin,çiçeklerin şunun bunun-abartısız ,net bir kararlılıkla istemek...
gözlerini yumdu...
iç çekti....
nefesi bir mezarlık kenarından geçen birinin ıslığı gibi yırtıcı bir şekilde havayı geçti.
....bir kaç kelebek düştü gökten...tam ortadan ikiye ayrılmış...
unutmak istediklerini kendine artık söylemeyen ama hala her ayrıntıyı isimsiz bir dilde
bilen insanların zalimliği....
ve o insanların iç acıtan çaresizliği.
Aslında,
seslerden...onları bana taşıyan insanların hafifliği nispetinde ağırlaşan anlamları yüzünden
değil...buna direnebiliyordum...cünkü bir evim vardı ve o evin içinde küçük bahçe lambaları
gibi asılmış sevdiğim ses öbekleri...
Bir gün onun sesinin o seslerle aynı özensizlikle beni linç ettiğini sezişim yüzünden
vazgeçmek istedim.
İsterdim ki...benim için özel bir cenaze..güzel güller...bir kaç peri....biraz yağmur ..yıldızlı
bir gece hazırlasın...
Ben ki her gün ve her gece onun o mükemmel o ruh okşayıcı o kalp cezbedici mırıltılarını
duymak için ...evrenin bana yolladığı ve onu asmam ,yoketmem için kanıt olarak sunduğu her
türden sesle en insafsız cephelerde sabaha kadar süren koyu karanlık bir soğuklukla- teni
oradan da kalbi yaralayan yaralanmalara razı olarak savaşırken..
bir gün o ses bana ...çok basit bir nedenle ....beni ucuz bir cenaze ile gömmeye çalıştığını
ama başaramadığını söyledi.
Gururlu bir savaş göğsüyle şişmişti cümlesi..Sevginin akıl almaz bir gösterisini yapıyor
olmanın o şımarık...insafsız yüzü.
Her ses gibiydi..Her ses gibiydim...Herkes gibiydik..
ve nedeni için hiç ....uğraşılmamıştı..
Ben o arada bir kaç ömre yetecek kadar ölürken...bir anlamsız büyük aşk gösterisinin
küçük dansçısıydım..
Dans ederken ayaklarımdan ellerimden kan taşıyordu.
Alkışlar endişeyle uluyan kargalar gibi göğsümde kocaman delikler açıyordu..
Sen yağıyordun benden dışarı..Patlamış bir irin gibi seni kusarak
ağrıyı durdurmaya çalışıyordum..Ama benden önce hep eve varıyordun...Ben ufalanıp hücrelerimden çözülürken sen her yerde beni bekliyordun..
Ben ölüyordum..Sense biletleri kesiyordun.
Bütün söz öbekleri kanlı taşlara dönüştü bana değip....
ve yollarımı ..ona ...hayata ..kendime ...her ne varsa işte oraya açılan yollarımı örttü.
Ben o günden sonra o adamı bir daha görmedim.Varsayarak sağırlaşamayacağını anlayan
bir adam ne yapar...bir şiş alır kulaklarını tek tek deler ve ya diktirir mi her ikisini birden.
Bunu kaçmak olarak görürdü o.Savaşmadan yenilmek ...ona benzer bir şey işte.Yenilmek
sorun değildi eylemsiz kalmak...Her anı için ayrı bir keyif ,özen arzulamış biri için
imkansızdı..
Ama ondan son bir haber aldım.
Bir daha hiç evine uğramamış o günden sonra..
Hangi günü kastettiğini bilmiyorum...ama çok hafif küçücük bir anmış.
O an herşeyi anlamasını sağlamış.ve evinin aslında olmadığını görebilmiş. E dönmesi de
gerekmemiş.
Artık sakat bir bilince sahiptim...Ne içeri bir şey almam ne dışarı bir şey atmam imkansızdı.
Oysa insan kıpırtısız bir an bile duramaz..ölü dahi olsa.
Ben boğuluyorum..o sahilden izliyor..giderek küçülüyor, gözden uzaklaşıyor..gözümü
yakıyor bu küçülüp noktalaşan görüntü...daha fazlasını görmek isterken tuz
yutuyorum..okyanus yutuyorum...bir an daha var olduğunu sanmak için onun....kendimi
yutuyorum..cigerlerime yapışan yokluğunun ağrısı bütün balıkların donmasına neden
oluyor..binlerce gün bu suyun balıkçıları donmuş balıkları sudan topluyorlar...onun...
senin kaybolduğunu görüyorum...uzayan ....uzadıkça kısalan anlar içinde..her anı
ezberlerken ben ...hangimiz ölüyoruz bu açıdan anlayamıyorum...ama en çok senin ölmene
üzülüyorum...meleklerin bana dokunmasını istiyorum...bu öksüzlüğü hiç bir şey
dolduramıyor...sanki alevler içinde bir cehennemi yutsam o zaman yeniden bütün olurmuşum
gibi geliyor.
Saçlarımı yaktığımı hayal ediyorum..
Ruhum soyuluyor...Herşeyin siyah olduğu bir alışveriş merkezinde tek alıcı ben olduğum
halde kalabalıktan faydalanıp ...o şeyler ...senden bana akan ama senin derin uykunda
farkında olmadığın o karanlık sessizlik parçaları ruhumu soyuyor...
Korkunç bir soygun bu..yüzyılın en büyük soygunu..
Konuştuklarından daha ağır bir cümle kurmayı sessizlikle başarmana hayran kalıyorum..
İlk kez yabancılaşıyorsun...İlk kez bu sirkteki diğer yüzler gibi flulaşıyorsun..Yörüngemden
kopuyorum....Bütün yıldızlara sabırla çarpıp muhteşem görüntülerle dolduruyorum
göğü...Çılgınlığı davet eden bir ses tam alnımdan fırlayıp tam senin kapının önünde ama asla
dokunmadan sana ait herhangi bir şeye..patlıyor. Kulaklar tükeniyor..hiç bir duyuş için yer
kalmıyor.
Adam başarmış...Evet ,başarmış...Sağırlaşmanın yolunu bulmuş.
Kendi sesiyle diğer sesler arasında yer değişikliği yapmış.Her dinlediğini konuştuğu...her
konuştuğunu ise dinlediği varsaymış.
Sen o olmuş...O sen olmuş....Defalarca değişip durmuşsunuz...Öyle bir an gelmiş ki sen
merhamet etmiş..yoruldun artık bırak zamana bırak bile demişsin..O can havliyle ayağa
kalkıp devam diye diretmiş..
derken silinmeye başlamış yoğunluğuna dayanamayan bellek...
Ne sen kalmış..Ne o kalmış..
Şimdi kabare şarkıları dinlermiş adam sessizlikten... uzakta çok uzakta..Kendi için bile
gidilemeyecek kadar uzakta.... ...Hem iç dönemeyeceği bir evi varmış..
hem bir de adını unuttuğu bir sevgisi.
......
bir ay bahçesi için tutulmuş küçücük bir dilek....
bir kefen gibi uzatılıp çocuğun üstü örtülmüş....
.......
artık üşümek yok...yok artık üşümek...'
.
13:15 - Cuma, Ocak 2, 2009 - {yok} -