z/uyku

fetus




tabut. karanlığın rahmi.
o içinde.hayatsız tohum.

kalp.sinek kanatlı böcekler birbirlerine kenetlenerek
zehirli bir kanı dolaştıracak yolu hazırlıyor.

ruh.tabutun çivilerinden sızan pas.
havayla buluşabilen tek eklem rahme dair.

köksüz ağaçların kurumuş belleğinden astarı rahmin.
yüzeyini çiçekleri ağırlığı yüzünden zamanı çarpılmış
yılan gibi ruhu sokup burkan lanetli bir bahardan artakalmış sarmaşıklar sarmış.
çiçeklerin hepsi. ..........siyah.
kanı gibi ölümünü hatırlayamayan cesedin.

içerisi...düşleri besleyen yağmurla  ekşileşmiş.
dışarısı-kezzap gibi bir hayat ve tazelik ve hareket.

karanlığın içinde sabırla bekliyor.
donduğu karenin bütün yaşamını kaplaması gerek.
gecenin içinde yüzen kırgın balıkları millerce öteden seziyor.

sabrı; evrenin mezartaşı soğuk yıldızlar gibi dirençli.

dışarısını istemiyor.
ışığı istemiyor.
ilk tabutla(ana rahmiyle kefen arasındaki nefesi) son rahim arasındaki yolu
yaşamı-
başını kollarıyla sararak ve ayaklarını karnına çekerek
atlıyor....

soluğu hayatsız.
.
.
.
sürgün.




00:47 - Cuma, Şubat 2, 2007 - nefes {2} - heceye nefes'kapısı


sızıntı




kalbimi  patlatıp;
kan serdim yola...
siz dişlerinizi bir kez daha bileğime geçirmeden önce....

boynuma kenetlenmişti öfkenizin kibri
ve yetmiyordu bu size..daha kolay olsun daha az kirli olsun,
fısıltılar-en dokunmazından ses parçaları bile.. kırılmış bir kemanın boğulmuş bir bebeğin yakılmış bir parkın rahminden kopartılmış bir güvercinin sağırlığı hecelerden kesilerek cezalandırılmış bir ağzın karapara aklar gibi kara bir ruhun ağrıları yüzünden titrek bir başka ruhta kendini aklayışının öfkenin zehirli efeliğiyle patlamış damarlarındaki keskin acıdan çıldırmak üzere olanın çığlıklarını bastırmaya çalışışışın sabaha kadar süren  kalbi durdurup acıyı salmak için dua gibi mırıldanışın....

en dokunmazından ses parçaları bile tutunamıyordu sabırsızlığın zorbalığına...

törene izin vermediniz...
kefenlemediniz..
tabutları yaktınız...
ölü kendi yağında bile yıkanamasın diye ellerini doğradınız...
bildiği kelimeleri unutturup belleğinin avlusunu kirlettiniz...
ağzını tıkamadınız yerine ses tellerine anlamıyla çarpışmak zorunda bırakılmış zayıf kelimelerin
asidini ektiniz...
diyebileceklerinin üstünü bir tek orayı işte kefenlediniz...
ağır yıkıcı demirden bir suskunlukla midesini delinene dek şişirdiniz...

kefenlemediniz...törensiz...sevdiği herşeyin soluğu kesilmişti...renkler yoktu..kan yoktu...gece yoktu...
silinmekte olan hikayesine bakarken heyecan korku acı hiç birşey el vermiyordu...

ölemesin diye...çöpler ölüleri değil çürükleri saklar diye...
damarlarını düğümledikten sonra dilini ellerini kalbini parçalayıp ölünün önüne serdiniz...

bakla falı açtı bir süre taşlarından..
yolunu bulmak için gölgelerin isimsiz ,dokunuşsuz rüzgarlarına yalvardı...

öldüğünü bilemesin...
bu cinayet kir çıkarmasın diye

erdemin en ışıltılı zırhlarını kuşandınız...

son bir gayret ...
.
iflah olmaz hedeflerin küstahlığıyla patlattı kanserini...
kalbini yaktı sizin kalbinizdeki kinle...ateş ateş pisliğinizle kendini yıkadı...
.
kanadı.
kanadı.
kanadı.
dünyaları doldurdu kanıyla..siz son kez gelmeden önce.
artık bir tek ay ve kızıl bir deniz vardı.
.
ay ışığını cömertce bu denizde çoğalttı.
sizin ektiğiniz kanserin etten aynaları içinde eridi
arsızlığı kusacak yeni bir güneş...
.
yüzünüz kemiklerine dek ortada şimdi...
.
bir köpek uluyacak kalbinizde...
kemirgen elleriniz kendi ipini yağlayacak artık kaçabilmek için.
.
benim ipimde dişinize uygun düğüm kalmadı.



02:30 - Çarşamba, Ocak 17, 2007 - nefes {2} - heceye nefes'kapısı


içsel ağrı






dişin ağrıdığında güdüsel olarak soğuk suyla ağrıyı uyuşturmayı keşfedersin. Suyun etkisi çabuk geçer...Bu yüzden sıklıkla bu uygulamayı tekrar etmen gerekir...Uyuyamazsın çünkü uykuda ağrını uyuşturman imkansızdır.

Bir gün ağrın tel örgüleri yırtarak hanesinde zor zaptedilen varlığını üzerine yağdırır..Artık okyanusu yutsan ağrı uyuşmaz.

Yazmak bazen budur işte...Ağrıyı uyuşturan soğuk su.Ve bunun imkansız olduğu zamanı beklemek.

Hayat ağrı oluşturur. Yüzüne vuran ve hayat gibi kokan her rüzgar yüzünden- benliğinden bir şeyleri de yaralamaksızın geri dönmez.

İnsanın zihinsel ilerleyişini sağlayan uzuvları işleyişini tıkayan engeller ve de açan destekleyiciler yüzünden çok erken romatizmaya yakalanır ve düşünmek sancılanmaksızın imkansızdır.

Acıyı içselleştirmek zorunda kalır insan.Çilekeşhanesi evrende arada da olsa uyuşarak mutlu olabilmek için acının-ağrının doruk noktalarındaki sersemliği övmek durumunda kalır,kalabilir.

İçsel ağrı sanki ebedidir.. varlığının malzemesiyle ağrın aynılaşır.varlığın geçse gene de sanki ağrın geçmeyecektir...

Zihinsel ağrı- ruhsal ağrı-içsel ağrı ya da ağrı ..

düğümleri sızlayan insan...


07:48 - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


yani nerededir nehirden taşan ölü...




ay göğsünü yararak kurtalanmış ruhunu gösterir...

ışığını derininde saklaya saklaya...

puslanmış gözyaşı gibi zehir yoktur ki hem..

birer parmak çalarız bedeninden gecenin...

...yeryüzüne sızar hüznün kara tabutu...

şiir deyip geçerler yolcular ...yolda kalanlara...

07:20 - Pazar, Aralık 10, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


bölen





yabancı..bahçesine evin bakar...rüzgar yok..ses yok..koku yok... ev ağır...çerçevelerinden taşacak gibi...duvarlarını zorluyor... yabancı merak eder pencereden bakmak ister...pencereler isli..ışık geçip de hiç bir ayrıntıyı evden dışarı yansıtamıyor... bahçede bütün çiçekler bakırdan..boyanmaları bilerek yarım bırakılmış..zerre toz yok...zerre güzellik yok...hiç bir şey yok. bahçe kara -kızıl bir bulutun yuvası..bir tek onun soluğu işitiliyor... yabancı geri dönmek istiyor...

07:17 - Pazar, Aralık 10, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


birden bire kuşlar uçmaktan vazgeçer



07:09 - Pazar, Aralık 10, 2006 - nefes {2} - heceye nefes'kapısı


Ruhumun Demirden Tozlarını Silkiyorum...







birikip ay oluyor!

sancılı bir menekşe doğuşu bıraktığın yerde güneş mor bir gülümseyişle batar artık.../alınır ... hoşgeldin gidişine... öyle yakın durma...pürüzlerin ruhumu kanatır...yağmur sanar - aldanırım cenazeme.


not düşersin...

akrep kurtularak saatinden tozlarına akarken,
hafızan için musalla taşı...açarsın harflerin buzlu karşı kıyısında.

sarhoşluğuna yatılan mühür bir yolda
ruhun haritası kaybolmak için alev ve gömülmek için su.



nedensiz korku , damarlarından ateş fışkıran dağın uzaklara varan közü gibi içini karıştıran.

ölecek sanırsın...son kez duyuyorsun sanırsın...

sanki ölebilecek bir o sanırsın...

aklını kemiren demir bir tuzaktır ölebilirlik.

ve akıl öyle eğilmezdir ki

ertesi geceye ve ertesi geceye ve ertesine kaldırdığı korku cenazelerinden hiçbirinde hafıza terkini ada değin yürütmez.



kanındadır...kanındır...

zehirleyen ve yaşatan.


bu değildi niyet..

ama çiçeğin boynunda ince bir çizgiden kan sızmaya başlamıştı.

sarsıldı.

anladı.

durdu.

-rüzgarına ekilir ay karanfili-

üzgarı her halinde sever...yüzünü yırtıp geçtiğinde ... bakmadığında arkasına...

ve yumuşaklığıyla kanında yağmur çukurları açtığında da.


o çukurlardan yayılan bir şey büyüyordur...

ve gözlerine dek taşıyordur kendinden..

değiştiriyodur kanını.

kontrol edemediği halleriyle varlığına ihanet ediyordur defalarca...

sanki ölüyordur...

korkuyordur ,korku nefesini tekinsiz ışık parçalarıyla yabancı isimlere dönüştürürken direnen atmosferi hırçınlaşıyordur.

geri çekilmek istedikçe içini dışından kopartıyordur o, boyun eğiyordur.

hücrelerinin yolunuşuna razı olamadığı için kızılacaktır ama karar alamıyordur, sadece davete uyuyordur kendinden izinsiz içindeki.

sanki boğazından tutulup sürükleniyordur....tanımadığı elleri çıkıyordur ellerinden ,bilmediği cümleler eklenirken sözlerine.

aynaya baktığında çift görüyordur ,panikliyordur.

çok ağır tutmaya çalışıyordur adımlarını ve ürküyordur adımların hızlanmasından kendi evrenine değecek...

çünkü yanıyordur bildiği iyi halli bahçeler bile kan revan içinde..


ruhu rüzgara ekleyendir....ay olup isimlerin özünü kendine duvar derinlerden çekendir..

hem karanfildir...

Sanki ölüm...



20:07 - Pazar, Kasım 5, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


boşluğa tutunan ip...





nefes...

buyruğu taşlanan kum saati

ruhun çevresini saran güneş tohumları

kör sezişi aralayan rüzgar

duvarları yakılan kanser tutmuş ev

kanatlanan el

sesi büzüp bezemek için çoğalan bahar

kağıdın ucu düşle yakılmış, içine avucun cevheri saklanmış



--------------------------------------------------------------------------------
sonra özetlenir gece...

bahtını topraktan kulelere dökenler bir yana......kendini rüzgara serenler öte yana...

arada bir ırmak...kanı gül kokan.





04:49 - Cuma, Ekim 6, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


ağrı şehri




ağrı şehri/istanbul










Köprü altında su
kirliydi..Gözlerde hayat kendini doğuramadan solardı.Akşam bildik tatlı
sarısını rengi kaçık düşlerinde batık gemilerinin başında yasının
nöbetini tutan ama daha henüz bunun için çok yeni birileri için zalimce
sunardı.Çünkü cömertti ışık ,herkes için aynı miktarda..Işıktan
kaçanlar için bile en az ışığı sevenler kadar çok.İşte bu cömertlik
zalimceydi.





Bazen biri suya atlamak isterdi.Aslında kurtarılmak isterdi.Daha da aslında yüzeysel biçimde farkedilmek.





Neden tutuyorsunuz ki derdim.Bırakın düşsün. Buna hakkı var.




Sonra sirkeci garında ve ya karaköyden eminönüne geçmek için vapuru
beklerken aynı sarı yüzüme düşer ama çok uzakta bırakırdı
yüzümü.Denizdeki bir noktaya takılı halde hayatın irinle dolu oluşunun
yazgı olduğunu anlardım.




Bazılarının zamanla ilgili derin buhranıdır bu.Hiç bir zaman ait
olduğu yerde durmaz ve bir önce ve ya sonrasıyla karmaşık bir gürültü
içinde eğrilir.İç sıkıntısı yaratır bu ama güneş hala inatla tatlı
sarıdır.





Lisenin bizi kilitleyen
parmaklıklarına alnımızı dayardık,sanki sadece bizim dışarı çıkmamızı
engellemez ayrıca içeri doğru da bastırırdı.Bu duygu bana sağlanan
nedenini de anlamadığım imtiyazlara rağmen okula olan nefretimi
inanılmaz derinleştirdi.





Okuldan kaçmak öyle rahatlatırdı ki.Mesele sadece derslerden yırtmak değildi.




Kanatlarımız olsun istiyor ama asla olmayacağını biliyorduk.Okuldan
kaçtığımız an zihnimizi basan adrenalin yankısı bir an için bu
kanatlanmayı hissettiriyordu bize.





İnatlaşıyorduk.Önemsiz gözükebilirdi,oysa hayat ve ölüm arasında bir meseleydi.Davayı kazandık,hayatı kaybettik.Buna üzülmedik.





Sirkeci yokuşu öğle üzeri insanda ölmek arzusu uyandırır...





Laleliden aksaraya
inerken sokak aralarından aniden fışkıran o çok uzak deniz lacivertine
minnet duyarsın..-oysa laleli ,beyazıt ,eminönü civarını severim-




sık sık okulun en üst katına çıkar ve denizi seyrederdim...bu
kanımda biriken tortuyu çözerdi.Okulun ara kapısı çok güzeldir..nedense
tutuldum o kapıya.Hiç açılmaz bir de.Ya da o yüzden.





süleymaniyeye inerken ama öyle bir karşına çıkar ki..kendini ona dahil sanarsın.




denizin olmadığı bir yerde yaşamak ateş tünelinde yaşamak
gibi...sudan uzaklaştıkça üzerimdeki baskı artıyor ve
dayanılmazlaşıyor...





ortaköye giderken göreceğim için hep sevindiğim köprünün kısmen benzeri süleymaniyeye inerken de var ...




galleria'nın yakınındaki o salak ve lüks ötesi otelin arkasında
kalan yerdeki yosun rengi enfes.Sırtını mutlaka otele vermelisin,yoksa
miden bulanır.




Arada deniz kokusu bizim eve kadar gelir .... ruhunu esir alsın
diye bırakırsın kendini. çok küçük bir parça deniz arka balkondan
gözüküyor..havaalanı da..böylece uçakları seyredebiliyorum ve de
hastanenin gizemli ışıklarını.masmavi bir uçak var ,üzeri boncuklu
sanki.Çok güzel,çok yakın ,çok umursamaz.





hastanede uykular çok sancılıdır..ve bir baykuş öter hep kapısında.





hastane bahçeleri bir diğer takıntım.





istasyonun üstündeki köprüden geçmek için yolu uzatmaya değiyor hep





yüzlerine
bakıyorsun...ellerine..ağızlarındaki neşeye..adımlarına..gittikleri
yollara...aynı yere gittiklerini görmeyişlerine..hala buna
sevinebilmelerine..





caddeler dolusu insanın caddeler dolusu olmaktan alınmayışına...





yürümek doğalmış gibi davranmalarına...




sonra ciğercideki gözleri hala davet edilebilir duran ama dehşet
içinde de bir içdüşe dikilmiş kellelere...onun yanındaki beyinlisi 3
beyinsizi 2,5 tl olan pişmiş kellelere...0,5 liralık beyin farkına...ve
iğrenç bir tabloya sevimlilik katsın diye eklenmiş kedi fotoğrafındaki
gizli paniğe.





bakıyorsun.





miden bulanıyor...neyse ki şehir bitiyor.



05:57 - Salı, Ekim 3, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı


kavanoz...







nefessizlikten öte bilgisi olmayan kavanozdaki kelebekler...

...biri kelebekler uçsun diye-hani iyi niyetten

kapağını açıyor kavanozun

havayla buluşan her bir kelebek tutuşuyor...

tutuşuyor...

tutuşuyor...

...


10:14 - Pazar, Ekim 1, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı







yaKın |öte



.....