ve isimlerimizi öğrendik birbirimizi hiç tanımadan.
kafesler kurduk dünyayı doldurmak için.
hüzün ve gül kokan avuçlarda ölümler sunduk. dileklerimizin bir ucu hep geceye değdi
büyük yalanlardık yüzlerimiz çatladı zamanla.avuçlarımızla örttük bakışlarımız serin ve nazikti. ama içimizden dışarı hep yağmur sızdı ,döküldü sıvaları sözlerimizin.
gözlerin nezaketiyle kefenlediğimizi aslında bilirdik ama unutmuş gibi yaptık; ezilmiş ama ölmemiş ve küfreden bir delilik.inkar ettik,reddettik.susarsak konuşmaz dedik.
-zamanın bile eskitemediği ve ne derin sular yutmuş kuyular saklardı gözbebekleri. bir başkasının kalbine değmekten bu yüzden hep korkardık.es geçerdik ve düşmesine izin verirdik aşkın. o ki boynu kırıldıkça güzel olandı.
dilsizliğin açlığına kalbi attık. ruhu attık .elleri ve adımları , şarkıları ve yıldızları attık.
yeni gölgelerimizle gurur duyduk , isimlerimizi bize ait olmayan bir boşluktan gelen nefeslerle yeniden fısıldadık.biz vardık,yaşasın yaşam ki biz bir avuç kemik olarak biçimsizliğimizin bütün esnekliğiyle vardık.
gömünün tozları yeni bulutlar yaptı. dünyanın bütün renkleri sarının en acımasız tonlarıyla hastalandı.ve aynaların içinde bize bakan yüzümüze bitimsiz bir kış üflemeye başladı.
akıl ve ben .birbirinin içinden çıktı. kendini görmek aşkı ile yanyana düştü.dünya güzellikleri içinde uçsuz bucaksız bir yangındı.bütün güneşler tutuldu ve bütün aylar eskimez hasretlerin unutulduğu kara mezarlardı artık.
herşeyin yokluktaki öteki yüzüyle eşleştiği o kanlı simetri ... deliliğin görünmez ölümlerle süslenmiş tacı ; aklın kendini sezebildiği biricik sürgünü.
-neredesin bul ismimi geri .akıl diye tuttuğum kolları kezzap kalbi buz gibi demir bir ahtopot ve gözleri yok ..gözleri yok.
12:48 - Perşembe, Temmuz 23, 2009 - {yok} -
parlak renkli kağıtlardan, balık ,deniz ,ay ,martı ,kum yapmak istiyorum. bütün kartondan denizlerime ebruli cam boncuklarla dalgalar işlemek. rüzgar gelincik ve tarçın kokmalı. gelincik de yagmurda ıslanmış ve bahçedeki sümbüllere bulanmış yaramaz kediler gibi. kağıt gemilerin kağıdı zar kadar ince olmalı. gemilerin hepsi saydam. gövdelerinden ve yelkenlerinden güneşin batışı ve doğuşu izlenebiliyor. yağmur yerine eflatun balık pulu yağsın ve yağmur da şarkı söylesin. görebildiğim her yer...kağıt parlak...pul..balık ...deniz..yosun.. suni bir aksam.. neredeyse hayat.
zarın altı yüzünde de aynı harf durur...nasıl okunduğunu kimse bilmez...bir harf kutusundan çekilmiş anlam bedenleri...seni tek bir yüzün olduğuna ikna eder...oysa yalan söylemek imkansızdır..ve harflerinin kılçığıdır kuşkuların.
-fotoğrafların negatifleri gibi, bütün insanları ters yüz etsek...ve günleri ...evleri... yolları..şehri...denizleri , göğü.-
harf kutusunda yaşıyor.
küçük küçük kalıpları var.paragraf kalıpları.
bayram şekerleri gibi sonsuz şekillerde bir sürü
kalıp.bir şey söylemeden harflere sunduğu şekiller.
yüzlerini parlatıyor..tozlarını almaz.
tozlar virgüller gibi.harflerin acemice kesilmiş kahkülleri.
piyanonun tuşlarını bilirsin..yazı klavyesi tuşlarının ucunda da bir müzik çalar hep.-hayatın içine sürekli bir ezgi saklanır.-şarkıyı dinlemeyebilmek.o kadar çok gürültü var ki.her seferinde birini daha elersin ama sonsuzmuş gibi bir zamanda binlerce gürültü gene bekler seni.o şarkının notalarına basmaya çalışıyor.bir gün olursa..olursa birgün;
nihayet.
işim...işim..havadan harfler yapmak.cümlenin nefes aldığı yerlerde yaşıyorum - bir tür böceğim.
07:02 - Çarşamba, Şubat 18, 2009 - {5} -
||şarkı söylemek için malzemeler:
birer tutam;
tavusgözü, saklıharf, gecekokusuyusufcuk, kağıtfenerler,
kırıkayna, kalp, denizatı, yağmurlugünlerdemliği, cam, sis,
buğubuğulucamcambuğusu,tarçın, çiçekçaylar, parıltı, karsesi,
su||
21:08 - Pazar, Ocak 4, 2009 - {yok} -