taslak:
şimdi:kağıt
bir öykü yazıldığını öğrendi nihayet.
gün gün avuçlarına doldurduğu göğü
sıkıntıyla büzüşmüş arka bahçeye taşıdı.bir gölü
var artık.
göle baktığında yüzünde henüz güneş açmamış
saydam çizgileri görebiliyor.
bu çizgilerin içindeki adalarda bazı insanlar
kayboldu.onlara kağıt uçaklar ve kağıt gemiler ve
bir parça ışık yollandı..kimse yolu bulmak
istemedi.susuldu.
kelebek pulları birleşerek kalbine değiyor.
değdiği yerde bir çukur açılıyor..bu çukurdan
saklı adaların insanları ve ağaçları dökülüyor.
konuşurken..yürürken ..uyurken ve uyanırken
şehrinden şehre binlerce şehir yağıyor.
bir öykü tamamlandı ama cenaze için ;biraz çay
..biraz lavanta kokusu...durgun ama huzurlu bir
gülümseme...erken.
önce:orman
kalbine bir orman oturmuş.
bir baykuş ormanın gövdelerinin oluşturduğu karanlıktan ona bakıyor.
konuşsa ağlayacak ve akıcak denize,toğrağa ,göğe.
ama susuyor.sustukça onun yerine konuşmak zorunda kalıyor...cümlelerin hiç biri suskunlukla eşleşmeyince duruyor..baykuşa bakıyor.gözlerini yumuyor baykuş, çabasını hafife alıyor.
bilgelik diyor sonra fısıltıyla,örtmek değil açmaktır.
baykuşu unutabilir..kimse kalbini örten ormanı,ormanın geceler boyu uğulduyarak boğazını yırttığını ..bu yırtık yüzünden çatlayan sesinden siyah bir kan sızdığını bilmiyor.
yeniden konuşuyor baykuş yerine...örtüyor herşeyi sabırla yeniden..sankiler asıllarının yerine işini bilen hırsızların titizliğiyle yerleşiyor.
tam bitti ..nihayet işte bu derken.
...baykuş gözlerini öfkeyle açıyor.bilgi iliklerine kadar içine sızıyor.ve bakışın rüzgarıyla ormanın duvarına yapışıyor.bir böcek...nesillerce taşıdığı mirasina rağmen birazdan duvarın teniyle bütünleşecek sonra asırlarca süren toz yağmurunda kaybolacak bir böcek gibi özenle sakladığı o bilgi...kulaklarından-ellerinden-ağzından ve da tanıdığı bütün yüzlerden kucağına taşıyor.
iç sıkıntısı...neşe...gene sıkıntı..neşe derken arka bahçenin çiçekleri çıldırmanın küçük kahkahaları gibi titreyerek kapanıyor.
baykuş: kaç gece bu ormanın sarmaşıkları tenine gömülürken sen çığlığı yetersiz sesin yüzünden susarak hücrelerini parçalarken...şimdiden çok acımıştın..kalk!
bir ip gerek.
hazırlık:siyah kapı
cellat kurbanının kurtuluşa giden ipidir.
avını vurmadan önce ona en yakın ve avının uyanışına da en müsait halde olur.sinirden şişmiş damarları bir yolu tarif eder.kaçmanın bittiği..avın tamamlanamadığı.dönüşüm.
arka bahçeye çıktı.unutmak ve ya hatırlamak için bilmiyor. nabzının hızlı kararsızlığı yüzünden yürümesi gerekiyordu sonuçta ve çıktı.
siyah bir kapı vardı..sararmış otların ortasında.parlak gri bir gök altında güneş yerine ışıldayan siyah bir kapı.
şaşırmak yerine bulutların nereye gittiğini sordu.
gece:nefes
kanatlarını hınçla açtı kapı ve biriktirdiklerini: geçmişin bütün günlerini bahçesine kustu ve kayboldu.
hepsini bir anda tutması imkansızdı..hepsini bir anda seçmesi imkansızdı..ama hepsi..bütün bahçesine yığılmış bu şeyler kendine terkedilmeden önce günler boyunca öyle iyi hazırlanmışlardı ki ona; hepsinin ağırlığını bir anda ölçtü.
yere uzandı..ve nefes almayı sürdürmeye çalıştı bir kaç gün..yıl ve ya asır.
ayla güneş birbirlerinin yerine geçerken bulutsuz gökte tek ışık azalmadı ve ya artmadı.
sonra:uykusuz bütün uykular.
vaktin geçmesi yaşamanın tarifi gibidir.an boyunca dahi duramaz insan ve yürümese dahi yürüdüğü hissini verecek hareketleri arka arkaya dizer.
acının çeşitleri yoktur.olayların önem farkı katliamın yoğunluğunu etkilemez.
birbirine bakan iki ayna içinde yinelenen görüntüler gibi sonsuz bir döngüde kalbi yeniden ve yeniden kırılıyor...nefesini kurtarmak için kırıklarını ayıkladıkça umulmuş bir göğün düşe yakılmış parçaları avuçlarına dökülüyordu.
sisler sardı yüzünü.gün geldi.öyle bir gün geldi.görülmemiş,bilinmemiş,okunmamış oldun.
tek tek parçaları elden geçirmenin yolu yoktu.
silinirken , hikayeler arasına dolan boşlukta
asil zamanların kuleleriyle düşülmüş zamanların kuleleri aynılaşıyordu.
cebini yokladı..bir kibrit buldu.
bahçe yanarken ...ortasına kalbindeki taşı bıraktı.
küller arasından beyaz eller uzandı..o elleri sıktı.
ihanet böyle bir şeydi..ve başka ruhlarla ilgisizdi.bilseydin.
an:ayda hala yürüyen bir adam var.
bazen mehtaba başını kaldırıyor ve gülümsüyor.
yeni bir ay yapacak..üstünde sadece kelebekler olacak.
..........
07:05 - Pazartesi, Hazirane 23, 2008 - {5} -
dost Sacide'ye Selam!
geçmişten önce bir gün iki insanın; kirpiklerini, ağzını ve düşlerini..ve kalbini ve kalbine dokunan ellerini..ve göğe bakarak parmaklarının ucuyla çizdiği bulutlarını düşlediği,
bir kız çocuğu varmış.
kız çocugu,denizin pulu, göğün kanadı ve rüzgarın saçları olacak azimle doğmuştur.
kız çocuğu; gözlerinde görünmez bir balığın susuzluktan solmuş teni gibi bulanık bir zar taşımaktadır.
kız çocuğu;göz alıcı kuşlar arasında körelmiş kanatları yüzünden hüzünlenip yıldızlara kaçan bir balonun belirsiz seçilen ipi gibi bir saydam yürüyüş taşımaktadır.
kız çocuğu bir kayaya çarpınca dileği bükülüp düşen bir rüzgarın umutsuzluğu gibi bir titrek sesle konuşmaktadır.
çocuk...taşıdıklarının bilgisini bulmadan çok önce;
gördüğü her balıkla yüzdüğü,gördüğü her martıyla uçtuğu ve gördüğü her rüzgarla dansettiği için dünyanın bütün denizleri,gökleri ve başaklarıyla dolu bir küreye sahipmiş.
bu kırmaktan kimsenin korkmayacağı kadar ince ve küçük küreye giderek uzayan kolları ,ayakları ve saçlarıyla sığmak konusunda adı unutulmuş masalların perilerini bile kıskandıracak bir kabiliyetle doluymuş.
ama..ah kulakları.
kulaklarından içine akan delirmiş kızgın suyun kalbine döktükleri.
giderek küreye sığmak; elleri ve ayaklarının saçlarına dolanması ve düğümlerin omuzlarını ağırlaştırması olmuş.
1.konuşmak istemek.
martıların dilini bilen ..ve kelimeleri balıkların parlak puluyla örtülmüş..kız konuştuğunda ağzından bulutlardan parçalar...başak tozları..yıldız gülümsemesi..ve incilerin kabuğu dökülüyormuş.
konuştuğunda ağzından kezzap ve ya yağ dökülenlerin dünyasında ona kızıyormuş nöbetçiler,ortalığı çöple doldurduğu için.
hiç üzülmemiş kız .nöbetçilerin kalbi küçükmüş.küçük olan herşey bağışlanabilirmiş.
bir gün bir ayna görmüş kız..aynada yüzüne dokunmuş.hoşuna gitmiş aynayı cebine sokmuş.
ve ne zaman yanlızlıktan sıkılsa aynayı çıkartıp oradaki küçük kızla konuşmaya başlamış.
kurşun kalem boyaların en güzelidir!
bir gün aynayla konuşurken aynanın köşesinden ruhuna bir başka göğün yıldızı kaymış.
gördüğü kendinden başka bu ilk görüntü önce korkutmuş kızı..ama başka baharların cümlelerini duymak zevki de büyülemiş.
2.ağzın dikişleri
aynayı at demiş yıldızların yeni yüzü.gerek yok.artık hiç gerek yok.
kız tereddüt etmiş.yıldızların yeni yüzü aynayı elinden kavrayıp denizlerin uzağına atmış.
kız tereddüt etmiş..ama unutmuş da.
zaman geçmiş.kız kalp hazinesinden çektiği bütün cümlelerle yıldızların yeni yüzüne göklerin,denizlerin ve başakların bütün süslerini işlemiş.
zaman geçmiş.yıldızların yeni yüzü bir gün kürelerine yeni cümlelerle gelmiş.
içinde soğuk bıçaklar ve ölmüş balıkların soğuk gözleri ve kurumuş güllerinin hınçla bilenmiş dikenleri varmış.
kızın sonraki bütün cümleleri doğmadan düşmüş-
aysız bir gece bilekleri arasına karanlık ışıklarla körleştiren salıncaklar kurmuş.günlerce bu salıncakta kör ağzının işittiremediği çığlıklarıyla sallanmış.
3.konuşmamak istemek
bir düş görmüş.
yıllar önce ona inci gibi parlayan bir kum kentinde verilmiş at çürüyormuş..çürüdükçe ip ip umudu bu atin teninde çözülüyormuş..
o iplere takılıyormuş boynu..kırılayazıyormuş.
uyanmış kız çocuğu.
o gece bütün parklarda bütün çocuklar balonlarını ellerinden kaçırıp ağlamış..bütün aylar yakamozlarını denizin sırtından çekip almış.bütün kediler sokaklardan ormanların kuytularına kaçmış.
toprak ; sesi giyotinlerin bahtları çalan yüzeyi gibi ketum bir çığlığın duyarsızlaşmış kabuğuyla örtülmüş.
anlamış kız çocuğu.
en uzaktaki denizlere gidecek gücü.eskiden dinlediği balıkların ,martıların ve başakların saklı duasında bulmuş.
deniz ,kızı tanımış ...karnını açıp aynasını avuçlarına bırakmış.
gelecekten önce bir gün iki kişi bir kızın bulutlarını,göklerini ve denizlerini çizip yolun bir kıyısına bırakmış .üstünü geçmişin tılsımıyla örtmüş ve kelebeklerin baharıyla da nöbetçilerin meraklı gözlerinden korumuş.
küresini o gök o deniz o başaklı toprak arasına yerleştirmiş kız çocuğu.ellerini ayaklarını saçlarına düğümleyerek içeri çekmiş.
dünyanın bütün kedilerini ve masallarını kalbine doldurmuş..ağzının üstünü bir gelinciğin henüz açmamış kanadıyla örtmüş.
bir tek kulaklarını dışarıda bırakmış.
dünya ve yıldızların yeni yüzü ağırlaştıkça bıçaklarını oraya döker...orada ferahlayıp dönermiş evine.
ogünden sonra;
kız çocuğu her güneş öncesi ; bildiği masalları parmaklarının ucunda göğe çizdiği bir bulutla dünyanın bütün kentlerine tek tek yollamış.
gene kaybolmuş çocukların balonu ama bir daha hiç bir çocuğun balonu için ağladığı duyulmamış.
çünkü her masal güzel bitermiş..bitmesi kadar bu da şartmış.
14:21 - Salı, Hazirane 3, 2008 - {7} -