| z/uyku |
Otoportre Fotoğraf İçin Kibirden Ötedirneden ki.. çok mu kibirli bu fotoğraf sanatçıları..çok mu güzeller.. yoksa sanatçının anlatma-yorumlama-yeniden yaratma eyleminin biricik objesi kendisinin olmasından ,kendinde gömülü olanı sanatıyla maddeleştirirken gene kendisini kullanmasından daha doğal bir şey yok mu... ya da işte.. neden ki? Yasumasa Morimura ...farklı hayat anlarını,hayat kırıklarını anlatırken sadece aklını ,yetisini değil bedenini de bu anların kendi gibi değiştirerek kullanan biri. ![]() - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıRenkler Öldüğünde Fotoğraf Başka Derindir misha gordin Belki renkleri gerçek olmayan evrendeki ışığın küstah kırılma-yansıma oyunlarına boyun eğmediği için hayatın negatifini alıp gerçekte var olan,kirlenmemiş olan,renklerin çokluğunda ve parlaklığında kendinden düşmemiş olan duru ,saf anlamları yoğunlaştırdığından.. Belki öyle uçucu bir tonda,gider ayak yarı kırılı yarı hırçınlaşarak duruşlarından.. Belki hep bir hüznün aynası gibi gizli bir bulanıklığı taşıdıklarından.. Belki gidilemeyecek ama hep özlem olan bir yerlere atıf gibi durduklarından ve hüznün,düş kırıklığın zincirlerini kırıp,alabildiğine özgürleştirdiklerinden... Belki hayatın sadece iki rengi,ölüm ve bekleme;gizem ve yokluk;varlık ve çelişki ;siyah ve beyaz oldukalrından. Belki burukluğun kokusunu taşıdıklarından.. Belki zıtlıkların tek biribirini doğurarak yarattığı yaşam tonuna ,griye dönüştüklerinden ve hayat çoktan yanmış ve her şey bir külrengine dönüşmüş olduğundan ve artık griden ötesinde olanı algılayamadığımdan.. Siyah -beyaz fotoğraflarda insanı,hayatı,anlamı ve sözü seyretmeyi başka türlü seviyorum. renkler gözden caliyor.boyutun derinliğine değil ait olmadigi hatta yüzeye yayiyor..bunaltili sözlüklere eğimli albümlere iç bükey gün dönümlerine uymuyor. -virgül de ne ola ki - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıBüyüyemezler Çünkü Çocukken Boğuldularİçindeki çocuğa sıkı sıkı tutun,o senin en büyük hazinen... desem tek bir ihtimal vardır,o da hafıza kaybı sonucu saçmalıyor oluşum.. Bazı aşırı iyimserler için hayati olan bu cümle saçma bir çocuk taklidi,acıdan geberenlerin yüzüne saçma bir neşeyi küfür gibi savurmanın adi bir özrü..belki olabilir.Sonuçta bir tür salaklığın diğer adı gibi geliyor şu an için bana. Bazı psikoloji uzmanlarından -psikiyatristlerle ,psikologları tek bir ülkü etrafında birleştirdim. :rolleyes: - olgunlaşamamanın cinsel olgunsuzluğun sonucu bir tür gerizekalılık hali olduğunu elbette kibarcasını zaten sakız gibi çiğnenmeye elverişliliği ile iştah açan aşırı şuurluluğumuzun ilgisi sonucu zaten duymuşuzdur. Ancak çocukluğunu korumanın,çocuk ruhu taşımanın bir yolu daha vardır. Çocukken aşırı hassas ruhları çocukluğunu aşan insanlar vurulduğunda o vuruldukları zaman dilimine takılır ve büyüyemezler .Arada geçen yıllar şeklen toplam hayata yansımalarını olgunlaştırsa da ruhsal olarak hayatı deneyimleyemediklerinden içleri ve dışları arasında derin bir uçurum oluşur ve bir tür hortlamış çocuk cesedi olarak hayat denen tuhaflıkta insanlığın arasına arada bir karışıp bize şöyle bir görünürler.Bazen toprlayamadıkalrı cümlelerde,aniden beliren çocuk simalı neşelerinde ve nerede olduklarını şaşırmış gibi panikleyen bakışlarında şayet duyarlıysak ancak onları farkedebiliriz ama ulaşamayız.Çünkü derinde gömülü sesleri bize gerçekte hiç ulaşmaz ancak uzak bir yansıması. Kısaca onların çocuksuluğu,acı ve derin intiharın bir tür tabutudur ve üzerlerinden hiç atamadıkları birbirine yanlış kaynamış zamanların dehşet içindeki yanetkileri itibariyle çocuksu gülümsemeleri gerçekte bir ruh yırtılmasıdır. Büyüklerin evreninde ölü-burası önemli- bir çocuk ruhu taşıyan yetişkinin durumu için gerçekten uygun.Bir tür iç-karadelik tarafından yetişkinleşen kişilik özelliklerinizin geri yutulup ,zamanı acıtacak biçimde geri sarmak. - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıkayıp kübistler ya da hayalet insanlar kolajı
sendeki bir sürü kişiliğe iğnelenmiş bir hiç olursan HAYAT seni bağışlar ve içine alır..
içini boşalt,kendini kendinden arındır ki yaşamsal gerekçelerin için gereken kimlik kırpıntılarına içinde yer olsun.. annenin hayırlı evladı gölgesinde sinsi öfke,eşinin sadık kocası ya da karısı iken sadece sıkıntıdan ezilen bilinç,çocuklarının şefkatli babası ya da annesi olarak kendini kaybettiğin yere umutsuzca bakan göz,dostlarının sevimli arkadaşı olarak onlarla rekabet etmekten baştan aşağı kan kokan hain,işvereninin uyumlu çalışanı olarak ense yapan tembel,öğretmeninin çalışkan öğrencisi şıklığında bir not avcısı,otobüs durağındaki kendinden emin ,dik duran şaklaban, komşuya her geçişte zorunlu vize uygulaması olaraktan iyi günler ve ya akşamlar diyen sahte gülümseme,entellektüel toplantılarda asla veriminden düşmeyen ,sürekli dolu dolu ve etkileyici böğürmek için hareket eden ağız,en umursamadığın anlarda içgüdüsel bir şartlanmanın da kalkanıyla vatansever güzel vatandaş, özel gecelerde gecelerin özelsiz eğlencelerinde birden baştan aşağı şenlik kesilen parti gülü, hemen ardından ertesi sabahın ciddi iş insanı,ihanetlerini kuyusunda nefesin tükenirken güven verici sözleri şüphe uyandırmayacak kadar hızlı sıralamak için kendi hayatını baştan başa ezbere anlarla dolduran şuur,vatandaşlığının kutsallığını artırmak için artık fazla açık veren yalanlarını yalanlarla sıvamaktan yorgun bellek...vs.vs.vs ...olmak zorundasın. bir sürü kişiyi aynı anda aynı gayrette olmaya çalışan ,hiç birini tam olamayan,olsa da artık kendi olamayansın sen..biraz ondan,biraz bundan, bazen etkileyici bir bulamaç çoğun anlamsız bir ansal kimlikler çöplüğü.. ulvi hayat projesinin kolaj artığı..kendi özbenliğinin hayaletsi varlığında yorgun ama kübizmin anlamının da mümkün en ters yolunda doruğuna ulaşmış insan.. - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıboşluk olmak zorunda...varlık halimizden apayrı bir yokluk olmak zorunda. boşluk doldurulmaya aday olan olabilir ya da asla doldurulamayacak olan...hem dolup boşalacak olan ve. üçü de apayrı üç şey demektir. birincisi varlığın sürekli çılgınca bir hareket içinde boşluğu fethetmesini gerektirir.varlığa bitmeyen bir devinimde bir şeylerin eklenmesi ya da. giderek büyümek..dolmak..durmayan bir doluşun parçası olmak.sıkı sıkıya boşluğu varolmanın zorunluluğuyla doldurmak...demek ,sonunda bir olmak ...tek olmak ...bütün olmak demek olur. bu iğrençtir. varlığım demem için bu varlığı katıksız bir boşluğun sarması gerekir. ancak daha iğrenci ...boşluk ve doluluk arasındaki değişken haldir. ne var ne yok bir hal.. her varlık kendini aksiyle mi kanıtlar yoksa... ne eksik bir varolma halidir ki bu... - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıinsan...toplumun vs'sidir.. Toplum
insandan fazladır,değerlidir,kutsaldır.Toplum insanlardan oluşmaz.O
kutsanmış varlığıyla insanüstü ve insani değerler üstü bir
organizmadır.Başı derinde saklıdır.Bulunamaz ,gövdedeki başlar ise
birbirine yapıştırılmıştır ,düşünemez.
Onun kendini savunması için her türlü savaş,infaz,tecrit,yoksayma vs yolla insan kurban edilebilir..Hatta binlerce insan kurban edilebilir. İnsan zaten çevre dediği gözlerce kuşatılmış ,bireyselliğini keşfettikçe yabancılaşarak kopma sorunuyla boğuşan bir yaratıkken aman aradan biri hattı geçmesin diye sosyolojik kanunlarla insanın toplumsal yapısını garantiye almak yönüne sosyoloji ,toplum içinde insanı anlamaktan daha çok değer veriyor bence. Bu sizi hiç işkillendirmiyor mu? Sosyolojik ağın teorilerle derinleştirilmesi ve kırılacak zincirlerin ağırlıklarını artırması.. Sosyoloji;insan bireyselliğini kırpma sanatı olarak tanımlanamaz mı... Toplumunuzla iyi geçinmek için davranışlarınıza vurmanız gereken bir ölçülülük kilidi vardır. Sadece bu değil , onunla karşı karşıya iken onla iletişimie geçebilmek için de onun standart kabul ettiği bir davranma ahengine de sahip olmalısınız. Öyle her isteyen örneğin topluluk içinde kalkıp söz alamaz. Siz o kişi değilseniz adı konmamış bir memnuniyetsizlik halkası tarafından daraltılır ve susturulursunuz. Çünkü toplumun tuhaf zihninde yarattığı belli insanlar ancak onun içinde varlık gösterebilir. Toplum kendine adapte olamayan , olmayan insanları sadece soyutlamaz ,bir tür ablukaya alır ve hayatla bağlarını kesmek istercesine sınırlarını hem de gizli kapaklı zorlar. Topluma adapte olmakta zorluk çekenler niye vardır..bunlara nasıl bir ceza uygulanmalı ki doğru yolu bulup dönsünler.. ve yani sosyal adaptasyonunuz nasıllar... 1-toplum bireyleri kendi başınayken daha yanlız bırakmaz-kimyasını değiştirir ,yalnızken toplumun yalnızıdır-tek başına bir birey değil. 2-toplum,toplamı azaltarak kendini bireye karşı fazla olan yani güçlü olan yapar. oysa sadece bir araya gelmekten doğan işgücüne ulaşılsa tek gövde olmak zorunluluğu da ortadan kalka*bilirdi*. Denemediler bile çünkü birbirlerinin gölgesinde varlıklarını aradılar.TOplumsaldılar hep. Sence toplumsal bütün bireysel parçayı yaşatmak için tek yol mudur..alternatifi yok mudur? İnsanı bütüne çeken ne ? Toplumsallığın bulaşmadığı bir alan var mı? Sosyolojiden yırtmak -korunmak kaçmak ya da onu reddetmek mümkün mü? -kaçınmalı mı ki- insan ancak sosyolojik bir kaza olarak varlığını sahiplenebilir. sosyolojik bir savaşın psikolojik kazananı olarak. aksi her durumda anne-baba-öğretmen-kişi gibi asla kendi olmayan ama kendini sınıflayan sıfatsıların altında denenen bir kadavradır. sosyoloji ilmi kişilerin bağımlılık alanlarını elverişli kılarak toplumsal bütünleşmelerini bireysel evrimlerini mümkün en az kalıntıyla pasifleştirerek sağlar... büyük düşünemk sonucu büyük kütlelere gereksinim duyulur.yani ekonomik çözümler kelle değil kelleler üzerinden yürütülür hale getirilir. bölünmek ve kaza alanlarını yaratarak bireysel kurtuluşu kazanmak ya da sosyolojik intiharını kurgulamak insancadır.İnsanlık yargısını kendine saklayabilir. :rolleyes: insan sosyoloji düşük yaparsa doğar ancak. birey(-) toplum işleminden geriye kalan bir şey var mı... Toplum senden kalbini ve aklını yıkamanı ,dezenfekte etmeni yani senin açından karartmanı ve kendisine sunmanı ister. Bu isteyişinin akça pakça insani gerekçeleri senin kendini sunuşunu kesinleştirmek için kendi tarafından lanetlenmiş eylemlerle seni kontrol etmeye başlamasıyla kirlenir. Yani senden eninde sonunda arınmak adına kirlenmeni ister. Örneğin ; zina yapma der. Senin zina yapıp yapmadığını gözetlerken röntgenci olduğunu görmez-görmek istemez. Toplumlaşan insan illa ki kendisiyle çelişen bir yapıya dahil olur. Bireylerin birliği farklıdır. Onlar birbirlerinin kendini ilgilendirmeyen alanlarına bakmaz bile. Toplum sözde sevgisel kaynaşması altında habire birey kıyımını körükler. Senden kendini kurban etmeni talep eder.Direkt öldürse gene iyi. küçük toplumlar oluşturmak... arkadaş çevresi kişinin kendine özgü toplumudur. bu insanların varlığıyla hayat içindeki konumunu güçlendirir. arkadaşların senin bireysel yaşamını etkiler... yaşama alanını genişletir ve daraltır. genişletir , çünkü varlıklarının verdiği güçle daha fazla alanda etkin olabilirsin. daraltır çünkü benliğinde -hayatında pay sahibi olurlar. arkadaşlarının yargısından çekinen birinin toplum aleyhine konuşması komiktir mesela. ama insan eninde sonunda sosyal bir varlıktır..çevresindeki canlı cansız her türden varlıkla ilişki içine girendir. insanlarla arasındaki ilişki bağları bir ağa dönüşür...insan boğulur... kendi yarattığı denizinde boğulur. ne boğar ki onu... neden hem boğulur hem de onlarsız yapamaz... ne yolunda gitmiyor... yoksa herşey yolunda mı...arkadaşlar canını yakmadan mı etrafında birikirler... arkadaş çevren senin küçük sosyallik birimin için ödediğin kefaret ne? Kişinin toplumsal açıdan pürüzsüz bir kıvama gelmesinde aile mi okul mu daha dinamik bir rol üstlenir .. ya da tutuklanmış bilincimizin esas sorumlusu daha sistematik çalışan okul içi eğitim midir yoksa şuursuzluluğuyla(genel olandan bahsediyorum) farkında olmadan bir rejimin eğitmeni haline gelmiş aile mi... insan kurban ister... insan...toplumun vs'sidir.. - Pazartesi, Aralık 11, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıdönüşsüz.. dönülecek bir ev yok...tur hiç. ev olarak kurgulanmış olan cehennem üstü odalardır. tatbiki mahşer kaçkınları... öfkelerini saklayan hoşgeldinleri altı kenarlı bir kara yıldız olup yırtar saf karanlığını gecenin. ev dediğimiz; öğrenciysen okul olabilir...seviyorsan sevdiğinin bağrı olabilir. işyerin,sevdiğin park,ya da sokaklar olabilir. evin kendisi olabilir ve evin sahipleri masum bile olabilir. ev , bütün dünyayı saran tsunami ruhu olabilir. dünya ev değil... dünya ev olarak kurgulanmış cehennem üstü odalar. çünkü insanların ruhu-varlığı-yüzü-adları-hisleri ve fikirleri kartondan...kartonlaşmış. belki. aynalar değildir sorun..aynaların dizilişi alevi çakar... asıl iş ise mercektedir...ışığı yıkayan ve kayganlaştırarak kusan mercek dünyanın merkezindeki kemiği de oynatıp güneşin yönünü bükendir. hoşgeldin evine... hoşgeldin ölüm'süz tabutuna. bizimsin...bizim kal... kirliyiz ve kirlenmeni isteriz..yoksa sıkılırsın buralarda... dediklerinde, gülümsersin... dişlerinden kayan sızı -yazmak için anlamak için okumak için aklından söktüğün dişlerin ve anlama her sapladığında ciğerlerine kadar döken dişlerinden kayan sızı öfkelerini basan pus olur , olsun... gülümse ve gözlerini yum... sadece kendi uykunu uyu... uyursun... onları düşleri için kostümün yok yok yok... sevgi vardır, ama göğüne çekilmiş bir kutup yıl dızının kuytusuna sığınmıştır. çünkü insan yüreğinin yerine bir kara kehanet taşı koymuştur. fısıldar içindeki tüylü vahşiyi... izin vermez gecenin berrak ayı ya da gündüzün okşayan güneşi içine sızsın. güneşe inanmak için geç... güneş olmak için geç, olmaz asla... - Pazar, Aralık 10, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıgüL sıkıntısıkorku sadece kendi olarak gelmeye başlar...sahneyi sadeleştirir... dünya iki kişiliktir ...korku ve kobay... aralarından su sızmaz..aralarına kimse sızamaz...kobay usul usul kemirilir. çiğ söz... ağızlar...sert burgu..öyle sert fırlatılmış ki söz, havada bir kaç parça yer kırılıp kararıyor... buğu.zamanın içine yükselen sarı hava... ateş.flu gözüken ama net bilinen ateş.sayı... iki sayı arası cehennem. oda küçülür ,an büyür. sapsarı hava..ev terliyor. kapıdan giren ölüyor. 59...60... basit.. sarı hava ketum...hiç unutmaz. otobüs...dev pencerelerden içeri sızan dünya... ışıkları yakmayın..duraklar hiç gelmesin.. gidilemeyeceğini hiç anlamasın insan.. hep yolda olsun.. .gidebilecekmiş sansın.. sansın...lütfen. ilk hareket...dev pencerelerden dünyaya akışı başlatır... dünyaya akmak mümkünmüş gibi floresan ışıklarının altında , o acıtıcı deneysel hayatlardan kopar ve yolunun geçmediği bir iç yola çıkarsın... duraklar sana yetişir..yolculuk yarım kalır. yolugelbenlebirkezsonrayutsunağzıevreninyolunsonu nugörmemekiçingözalevalsınyolugelbenlebirkezbüyükca mlarbüyükgözlerbütünzamanlarıgörebilirlerbütünzam anlarıgörenezamanruhunu verir eve dönmek gerekmez..eve dönmek gerekmez..eve dönmek gerekmez.. ev insanların ruhunu emebilmek için örgütlenmiştir. pazar...katil cızırtı...odaları dolaşır... ne kadar derin saklanırsan o kadar açık yakalanırsın... zaman ağırlaşır... akmayarak yük olur bu kez.. zaman çatal çatal diliyle her türlü hızında kanından eğlenen bir kapandır. pazar...katil cızırtı.. eskimiş bir gün gitmeyi ısrarla unutarak seni benliğinden liğme liğme ayırıyor. zaman yapışkanlaşır...her yanına kendini bulaştırarak yürümene engel olur.. zamana gömülür,nefessiz kalırsın... pazar ...katil cızırtı...yüzünü -gözünü doldurur... geride kalması gereken günler bir radyonun öksüren sesinde seni yaka parça tutup hayatın bodrum katına atar. nefret edersin radyo cızırtılarından ve boğuk seslerin pazar olduğunu hatırlatmasından. sanki dünya dışı bir dilde konuşuyor... kimse tek kelime anlamıyor. sonra konuşmuyor artık. konuşuyormuş gibi yapıyor. havanın yerini alan zehirli buğu. yaşam mumu ters çevrili. sakince mırıldandığı beddua...sanki gümüş parmaklıklı ve kara gülleri dışında ölü bir bahçenin çizgilerini çeker gibi. isminin içinde geçtiğini bile bile hala sakinlikle söylenen kara yumruklu şarkı...çiçeklenmiş hastalıkların duası. içine çekecek havayı...sevdiği düş kanattığında gidenlerden değil. çehrelerin korktuğu tarihi fütursuzca okumayı seviyor... havanın yerini alan zehirli buğu... körlüğünü yaratan renkli cam yüzünden ışığın bunca tuhaf kırılması. şahitsiz evrenler kaynar kazanların tefeci zülmüne gömülür... - Pazar, Aralık 10, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı.1000..1000
aynada kendini artık çeşitlerine ayrılmış halde görüyor. çocuk bir ağza yetişkin gözler uymaya çalışır,gayreti izlemek sıkıcı bir yaz akşamı gibi... aynada artık o kadar çok yüz görüyor ki kör olduğunu sanarak rahatlıyor. gözlerini yumduğunda bile yüzler yakasına yapışır. çağırıyorlar... oysa anılarındaki hiç bir kendisiyle uyuşmayan bir yabancı o. -herkes öyle
tdk zefir (I)
zefir (II)
yavaş yavaş... nefesini ver... en dibte olan o nefes ki... özündür... aşkındır... ışıkla buluştuğunda ...sen rahmine dönen cenin gibi.. geride kalma nefesine yetişşş...
- Saturday, Ekim 14, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısıViolet/korkunun Mürekkebi
sonra özetlenir gece... bahtını sinek ısırmışlar bir yana...kendini kundaklayanlar öte yana... arada bir ırmak...kanı mürekkep olan. göğüs kafesinin içindeki kuş... kalbi yiyen... ciğerleri yiyen... az sonra kemiklerini ufalayıp aklının damarlarına ulaşacak olan. zihnin tünelinin ucunda onun göğü var....senin için durAmaz. **** kasırganın içine salınan *** evren denilen dev rahmin içinde yıldız kadar çok cenin tutkuyla ana kandaki yaşam aşkını emiyor ve yörüngesine sıkı sıkı yapışıyor çelimsiz çirkin avuçlarıyla...bir sen...sırf sen kordonundan kopup karanlığa salınıyorsun... senin annen yok... senin genlerinde insana özgü kalıntılar yok... her türlü tarihsel kazı çukurnda kayıtlara geçen izsizsin. karanlığın kırık gül sesi. karanlığın erken doğurarak öldürmeye mahkum edildiği tutkusu -özevladı. senin alnında yazgın yok.... pürüzsüz bir ak boşlukta bütün cümleler nefeslerinden içini yırtan bir acıyla sökülüyorlar...kalemi etini yakarcasına bastırsan bile zerre tarhi zerre eylem zerre anı oluşmuyor. bir kaç çeşit koku...bir kaç çeşit söylerken güzel tınladığı için alıkonulmuş söz...bir kaç hoşuna giden renklerde biçimsiz fotoğraf bulaşığı... gözlerinin bebeğindeki ışık bir kuyunun mühürlenmiş zihnini taşıyor. aydınlatırken gömüyor...ve yaşayanları ürkütüyor. ışıkları söndürsünler istiyorum....bütün ışıklar ve güneş utanarak kendilerinde yıkılsınlar istiyorum.bütün yüzler uykularına gömülsün ...görülebilir evren o görülebilir kusturucu kabuğunu...ah evet olağanüstü güzel...ama saf kan kritstalaleirnden ötesi artık yok...o kabuğunu terkedip sessizliğe ulak olsun istiyorum.... yanlış kaynamış kemik gibi...ağzı bir avuç parçalanmış cam... zehir... ters çevrilen kum saati... ruhunun merkezine hücum eden karga... işiten hücrelerini basan küf... sessizliğin gri tavanında göz ,içine kan oturmuş. ağırlaşan el sesi taşımak için kapanan ay kağıdın ucu çiçekle işlenmiş içi zehirle avutulmuş. - Pazartesi, Ekim 2, 2006 - nefes {0} - heceye nefes'kapısı |
![]() fotograf:nilgün kara
![]() toplam ~ 47sayfa.... dizayn:buZ |
öteBüyüLer ......... yaKın |öte
|